Son haftalarda hoşlanmadığım bazı şeyleri kurcaladığımda bana kendimi hatırlattıklarını fark ediyorum. Mesela Saramago’nun Kopyalanmış Adam isimli kitabından hiç hoşlanmadım. Bilinç akışı tekniği (!) ile yazılmış bence. Şöyle ki aklına ne geliyorsa yazmış adam. Daldan dala atlamış. Bana ne çok benziyor. Bir şey anlatmaya başlıyorum ve öyle dallandırıp budaklandırıyorum ki konuyu, bilinçli bir çaba harcamasam başını hatırlamam ve sonunu bağlamam mümkün değil. Ya da yeni tanıştığım bir kız var, çıtı pıtı ben yaşlarda. Kendine bir yol çizmeye uğraşıyor, pek çok meselesi var ama çaktırmıyor . Ben bilirim havalarında, azıcık zorlandı mı ”Tehdit ettim, bağırdım, çağırdım” filan diyor. Şirretleşiyor. Kızdan hoşlanıyorum sanıyordum ama bir taraftan da itici geliyor. Sonra bir an , bir ışık çakması gibi ”Bu kız bana benziyor” diyorum içimden. Çok şey biliyor gibi ama aslında bir şey bildiği yok. Umutsuz bir arayış içinde.

Aramak..Neyi? Anlam? Amaç? Deli gibi okumak..Neden? Bu soruları sormaya başladıktan sonra pek tatsız oldu dünya. Eskisi gibi okuyasım yok zaten. Öyle bakınıyorum İmge’ye gidince. Bir şeyleri kaçırdık gibi. Kırk yaş halleri mi bunlar? Birkaç yıl öncesine kadar hep ”Başlangıç” duygusu vardı içimde. Olabilir, yeniden başlayabilirim..Şimdi kolay mı bunu söylemek? En zoru da neye başlayacağım sorusunun cevabını bilmemek.

Yenildim. Hiç şansım yoktu belki. Belki olabilecek en iyi noktadayım. Hep kaçarak, hep kurtulmaya çalışarak bu kadar oluyormuş demek ki.  İstemediğim şeylerden kurtulmaya o kadar çok çalıştım ki ne istiyorum diye sormayı akıl edemedim. Rastgele yaşadım işin doğrusu. Tesadüfler hayatımın rotasını çizdi. Anlık, dürtüsel kararlar verdim. Danışacak, bu doğru mu diye soracak kimse yoktu. Bir noktada korktum, ipleri daha yüce , büyük bir makama vermeye çalıştım. Bedel olarak binbir güçlükle kazandığım okulumdan ayrıldım. Sanırım kırılma noktası o oldu. O okulda kalsaydım bir yol gösterenim, sana şu uygun diyenim olabilirdi.

Şimdi de başka bir açıdan aynı şeyi yapıyorum. Kendimi ”yol gösteren, üstün, başarılı ” hissetmek adına yanında huzursuz olduğum kişilerden kaçıyorum. Hayatlarının kendi seçimleri sonucunda şekillendiğini bilenlerden. Kurbanların yanında rahat hissediyorum. Seçtiğim yolu kendime savunmama gerek kalmıyor, sorgulamıyorum. Onlarla yeniden ve yeniden çaresizliği deneyimliyorum. Şemamın içinde kalıyorum. Öfke doluyor ve kendimi canlı hissediyorum. Bildiğim tek hal bu.

Öfke / umutsuzluk yoksa bende, başka ne olabilir ki? İlham uyandıracak, iyi hissettirecek ne var içimde? Ne yapmak, ne konuşmak istiyorum? Yok mu bir şey? İnsanların iyi taraflarını neden göremiyorum?

Bir şeyler feci halde ters gidiyor Sevgili günlük. İmdat !

E-POSTA ABONELİĞİ

Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresini yazarak her yeni makaleden anında haberdar olabilirsin

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler yanlış gitti. Lütfen tekrar deneyin.

2 YORUMLAR

  1. Çok iyi anlıyorum yazdıklarını. Bazen soruyu tersine sormak işe yarıyor. Varsayalım ki olmasını arzu ettiğin şekilde oldu ne olurdu? Ve gerçekten olmasını arzu ettiğin şekilde olacak mıydı? Bana kalırsa hiç kimse için bu tam anlamıyla söz konusu değil, bir şeyler hep eksik ve o zaman da hangi yoldan gittiğinin ne anlamı var?

    1. Teşekkürler yorum için. Anlaşılmak iyi geliyor. Olmasını arzu ettiğim şekilde olsa çok iyi olurdu sanki..

Bir cevap yazın