New York’ta bir müze var ya dostlar; filmlerde duyarız-görürüz: Metropolitan Sanat Müzesi. İşte o devasa müzede 10 yıl bekçilik yapmış bir adam yazmış bu kitabı. Kitaptaki her şey tamamen gerçekmiş ; adamın, karısının, çocuklarının adları bile . Son kısımdaki teşekkür kısmına gelene kadar bunu anlamamış olmam 🙂


Efendim, hikaye şöyle: Patrick hayatının çok hüzünlü bir döneminde Metropolitan’a (Kısaca Met) iş başvurusunda bulunur ve bekçi olarak çalışmaya başlar. 10 yıl boyunca koridorlarını arşınladığı Met’deki tablolar, bu tabloların onu götürdüğü duygular ve düşünceler, iş arkadaşları ile olan konuşmaları, bu arada akıp giden kendi hayatının detayları gibi birçok şeyi gayet derli toplu bir kitaba dönüştürmeyi nasıl başarmış? Doğrusu çok merak ettim. Tam bir Amerikan rüyası değil mi?
Patrick’in anlatı boyunca sık sık bahsettiği ve çok etkilendiği Hasat Zamanı isimli tablo. Gerçekten ne kadar güzel.
Bu bir roman değil -bence-. Yazarın hayatının bir dönemi. Giriş, gelişme, olay vb beklemeyin. 200 sayfa boyunca (yaklaşık 25 tane görsel var. Müze kataloğu gibi bir şey değil) Patrick’in çoğu birbirinin aynısı günlerini okuyor ve onun izlenimleriyle mest oluyoruz. Son 20 sayfada Met’de sergilenen eserlerin bir dökümü yer alıyor.
”Met’de geçirdiğim zaman arttıkça buranın esasen bir ”Sanat Tarihi Müzesi” olmadığını daha iyi anlıyordum. Met’in ilgi alanları göklere kadar yükselip kurtlarla dolup taşan mezarlara kadar iniyor; bu ikisi arasındaki varoluşun nasıl hissettirdiğine ve ne anlama geldiğine dair hemen her şeye değiniyordu. Bunun uzmanı diye bir şey yoktu. Sanatı ciddiye almanın, ona yakından bakıp bize ne sunduğunu anlamaya çalışmak olduğuna inanıyordum.” s.135




Sanat, özellikle de resim ilginizi çekiyorsa, eski ustalara merakınız varsa, bir müzede neler olur biter merak ediyorsanız ya da farklı bir şey okumak istiyorsanız Dünyanın Tüm Güzellikleri tam size göre.
‘‘ Zihnimden bu düşünceler geçerken odadaki yabancılar bir anda gözüme olağanüstü güzel görünmeye başladı. Yüzleri güzeldi. Heyecanlıydılar; kaşları havaya kalkıveriyordu. Annelerinin geçmişine benzeyen kızlar ve oğullarının geleceğine benzeyen babalardı onlar. Gençtiler, yaşlıydılar, çiçek açıyorlardı, soluyorlardı; her anlamda gerçektiler. ” s.100




