Hakkında ne denirse densin, kim neyi iddia ederse etsin Elif Şafak uzun zamandır dünya çapında bir yazar. Aldığı ödüllerin siyasi/popülist olduğunu varsaysak bile -ki bence değil- milyonlarca insan onun eserlerini severek okuyor. Hiçbir otorite okur kadar yüksek bir mertebe değil arkadaşlar. Bu sebeple bile yazara b.k atmadan önce bir durmak lazım ayrıca 1000 kişiden 999’unun evi-arabası-hiç olmadı sunum yaptığı fincanı ile övündüğü şu tuhaf zamanlarda bir yazarın kitabı çıkacak diye heyecanlanmayı, ön sipariş alınmasını vs çok tatlı ve çok insani buluyorum. Evet, dünya güzel bir yer ve yaşamak çok güzel bir şey…

Kitabın son sayfasında yayınlanmış tüm eserleri ve bu romanın başarısı yer alıyor
İlk olarak şunu söyleyeyim: Kitap 500 sayfa ve 3 günde okudum. Çok akıcı, merak uyandıran bir kurgusu var. Gözümü, kulağımı tırmalayan ciddi bir şey olmadı; çok iyi bir editörlük yapılmış olmalı. Hep savunduğum şey : Avrupa, Amerika ve İngiltere kitap yayıncılığına profesyonel bir iş olarak bakıyor, ciddiye alıyor, okura saygı duyuyor.
Gelelim konuya: 3 ayrı kahramanımız var; 1870’ler Londra’sında yaşayan Arthur, 2014’de Batman’da yaşayan Narin ve 2018 Londra’sında yaşayan Züleyha. Sonunda yolları kesişiyor ama kesişmese de olurdu; birbirine bağlı öyküler değil bunlar. Hatta o kesişme işi bana biraz zorlama geldi.

Bu birbiri ile çok alakasız üç kişinin ortak noktası Asur tabletleri ve Gılgamış efsanesi (Gılgamış Sümer destanı değil miydi?). Nasıl mı?
” Tabakhanelere satmak için köpek pisliği arayan dışkı toplayıcılarından, gübre olarak kullanılan külleri ve kömür cüruflarını süpüren çöpçülere ve süpürgeleriyle zenginlerin yollarını temizleyenlere kadar herkes ne kadar sıkı çalışırsa çalışsın, çamur ve pislik yığınları orada burada birikirdi. ” s.227
Arthur çöp toplayıcı bir anneden çamurun içine doğuyor. O yılların Londra’sı o kadar pis ki insan ya da hayvan dışkısına basmadan yürümek mucize gibi bir şey. Okurken mideniz bulanıyor. Allah vergisi bir yeteneği var oğlanın: Doğduğu andan itibaren yaşadığı her günü an be an hatırlayabiliyor. Çok zor, hep aç olduğu bir çocukluktan sonra hafızası ve tesadüfler sayesinde meşhur British Museum’da Asur tabletlerinden sorumlu oluyor ve Gılgamış’la tanışıyor. Yıllar süren çabası fark edilip meşhur oluyor fakat onun aklı fikri destanın kayıp dizelerinde. Sonunda sponsor buluyor ve Osmanlı topraklarında yer alan Ninova’ya kazı yapmaya geliyor.
Narin ve anneannesi Dicle nehri kenarında, Hasankeyf’de yaşıyorlar ve Ezidi toplumuna dahiller. Anneanne bir tür şifacı ve kahin. Narin’in annesi yok, babası hep uzaklarda ve sağırlıkla sonuçlanacağı kesin bir hastalığı var. Yine de anneannesiyle gayet mutlu yaşayıp gidiyorlar. Doğaya ve suya tutkun yaşlı kadın, kızın yalnız kalbini hikayelerle, masallarla dolduruyor. Sandığında birkaç kuşaktır ailede olan bir kil tablet saklıyor.
Züleyha, parlak bir eğitimin ardından su bilimci olmayı seçmiş bir bilim insanı. Yıllar önce Irak’tan Londra’ya göç etmiş olan dayısının himayesinde büyümüş. Dayısı çok zengin, itibarlı bir adam ve Züleyha’nın meslek-koca-yaşam tarzı seçimlerini onaylamasa da hep arkasında. Bir gün onun evinde Züleyha bir Gılgamış tableti ile karşılaşıyor. Eşinden ayrılıp bir tekne evde yaşamaya başladıktan sonra da sadece çivi yazısı ile dövme yapan bir kadınla arkadaş oluyor.
Bu üç insanın öyküleri ayrı ayrı devam ededursun nehirler, su damlaları, antik tabletler, müzeler, koruyucu ruhlar, yoksulluk, Ezidi toplumun çilesi , Gılgamış destanı ve çivi yazıları da bir nehir gibi usul usul akıp gidiyor.


Kitabın sonunda yazar oldukça ayrıntılı açıklamalar yapmış. Romanda adı geçen şehirler, yayın evleri, Ezidi yemekleri, müzelerde bulunan eserler ve maalesef kan donduran Ezidi katliamı gerçekmiş. Hem de 2014’te yaşanmış. Hoş 2025’te, gözümüzün önünde Gazze’de olanlara bakınca neden şaşırıyoruz?

Arthur’a ilham olan kitap gerçekten varmış.
Gökyüzünde Nehirler Var bir ”baş yapıt” mı ? Bence değil ama okumaya değer mi? Evet, değer. (Merak eden varsa benim için yazarın baş yapıtı Mahrem‘dir. )
Not: Elif Şafakla ilgili tüm yazılarımı okumak isterseniz tık tık





TÜM YORUMLAR
Kimse kusura bakmasın, Elif Şafak Ermeni’lerle ilgili yazıp çizdikten sonra gözden düştü. O zamana kadar çok beğeniliyordu. Tamamen siyasi bir linçe uğradı. Kanımca.
Hiç şüphesiz! Kitabı beğendim ben. Kayıp Ağaçlar’dan daha iyiydi bence.