Tam bir Amerikan Rüyası ile karşı karşıyayız. 1985 yılında yazılan Aşırı Seven Kadınlar, Bütün dünyada 3 milyondan fazla satmış ve tam 2 yıl boyunca NY Times çok satanlarda kalmış! (Nedense ülkemizde 35 yıl boyunca kimsenin dikkatini çekmemiş ve 2019 yılında basılmış). Robin Norwood devam kitaplarını da yazmış: Çok Seven Kadınlardan Mektuplar, Neden Ben Neden Şimdi, Çok Seven Kadınlar İçin Günlük Meditasyonlar. Herhalde yazarını zengin etmiştir.
Ben bu kitaptan Instagram sayesinde haberdar oldum. Keşfette önüme düştü. İsmi ve kapağın güzelliği dikkatimi çekince bir şans vermek istedim. 29 haziran akşamı online bir buluşma ile kitap hakkında konuşacağız. Çok beklentim yok; yine de belli mi olur?
Gelelim kitaba: 300 sayfa. O kadar akıcı ki bir çırpıda okudum. Yazar, bol bol örnek vermiş (Aşırı seven kadından çok ne var, değil mi? ) ve sıkıcılığa hiç düşmeden, akademik tek bir cümle kullanmadan biz kadınların çok iyi bildiği ama çoğu zaman adını koyamadığı bir olguyu anlatmış : Erkek Bağımlılığı. Yazar, meseleyi tıpkı alkol-kumar-madde gibi gerçek bir ”Bağımlılık” olarak değerlendirmiş. 250 sayfadan daha uzun bir süre boyunca bu bağımlılığın neden oluştuğunu tabiri caizse altyapısını anlatmış.
Son 30 sayfa çözümlere yönelik ve beni en az tatmin eden kısım bu oldu. Sanırım ”farkında olmanın değişime yettiğini” sandığımız 90’lı yılların ruh hali ile çözümler birazcık es geçilmiş.

Kitap özetle diyor ki:
”Bir kadın fiziksel veya duygusal olarak ihmal edildiği bir ailede büyümüşse – en çok vurguyu alkolik ebeveyne yapmış- istediği bir şeye sahip olma deneyimini yaşayamaz. O şeye sahip olmamayı ve elde etmek için delice çabalamayı tekrar tekrar deneyimler ve gerilime-heyecana-mücadeleye alışır. Kurtarıcı-kurban-zorba rolleri arasında salınır durur ve erkeklerle olmayı da ”ne kadar çok mücadele o kadar çok sevgi” şeklinde kodlar. Sağlıklı bir ruh haline sahip olanların doğal olarak kaçındığı tehlike, entrika, trajedi ve zorluklar bu kadınlara çok çekici gelir. Battıkça batar, battıkça daha çok sever. ”

Ben kitabı beğendim. İçimde bir yere dokunduğunu hissettim. Özellikle ”İstediği bir şeye sahip olma deneyimini yaşayamamak” beni epey düşündürdü. Yazılalı 42 yıl olmasına, söylenmemiş ne kaldı diye düşünmeme rağmen etkilendim. O kadar çok cümlenin altını çizdim ki… (Kopyala-yapıştırla alıntıları yazıya almaya çalıştım ama ne kadar denediysem de paragraf düzenini ayarlayamadım. Affola.)
”Duygusal açıdan acı verici bir olay yaşayıp kendimizi bunun bizim hatamız olduğuna inandırdığımızda, aslında durumun kontrolümüz altında olduğuna inanıyoruz demektir: Biz değişirsek acı da son bulacaktır. Aşırı seven kadınların kendini suçlama mekanizmasının ardında sıklıkla bu dinamik görülür. Kendimizi suçlayarak, nerede hata yaptığımızı bulabileceğimiz, bunu düzeltebileceğimiz, böylece durumu kontrol edip acıyı durdurabileceğimiz umuduna tutunuruz. ” s.31

Bir çocuğun aileyi bir arada tutmak için ”ebeveyn” gibi davranmasına PARENTIFICATION deniyormuş.

”Aşırı seven kadının çocuklukta benimsediği rol ise genellikle kendi ihtiyaçlarını inkar ederek aile fertlerinin ihtiyaçlarını gidermeye çalışmakla şekillenir. Nihayetinde çok seven kadın, çocukluğunda kendini koruyamadığı gibi, ebeveyni de onu koruyamamıştır çünkü çocuğu olduğundan daha güçlü görmeye ihtiyaç duymuşlardır. Çocuk ise her ne kadar gerekli olgunluğa erişmemiş olsa da onları koruma sorumluluğunu üstlenir. Bunun sonucunda kendisi dışındaki herkese nasıl bakması gerektiğini çok gençken kapsamlı şekilde öğrenmiş olur. Hissettiğinden daha yetişkin, daha güçlü, daha korkusuz görünmeye çalışırken kendi sevgi, ilgi, güvenlik ve bakım ihtiyaçları karşılıksız kalır. Bakım görmeye duyduğu özlemi inkar etmeyi öğrendiği için en becerikli olduğu konuda eyleme geçme fırsatlarını kollayarak büyür: Kendi acısı, korkusu ve karşılanmayan ihtiyaçlarını fark etmektense başkalarının arzu ve talepleriyle meşgul olmak. Bu döngü içinde ötekilere yardım eder durur, korkularının bir gün onu kendiliğinden terk edeceğini ve ödülünün sevgi olacağını umar. (s.92)

”Aşırı seven kadınlar, kendilerine bağlanmış minnettar ve sadık bir partnerler yerine gittikçe asileşen, içerleyen ve eleştiren bir erkekle karşılaşırlar. Bu partnerler, kendi özerkliklerini ve öz saygılarını koruma ihtiyacıyla, aşırı seven kadını tüm sorunlarının çözümü olarak görmeyi bırakmak hatta onu çoğu sorununun kaynağı olarak görmek durumunda kalır. Bu durumda ilişki çökmeye başlar ve kadın derin bir başarısızlık ve çaresizlik hissine sürüklenir. Partneri kadar muhtaç ve yetersiz birinin bile kendisini sevmesini sağlayamıyorsa daha sağlıklı ve kendisine daha uygun bir erkeğin sevgisini kazanması ve koruması nasıl mümkün olacaktır? (s.188)
Acıyla yoğrulmak, sabırla bilenmek= Kadınlık?
Bir çift kurtarıcı, zorba ve kurban rollerine girip çıkarak bu üçgende saatler, günler hatta yıllar geçirebilirler. Eğer kendinizi bu pozisyonlardan herhangi birinde duran birine tepki verirken buluyorsanız dikkatli olun! Kazananın olmadığı anlamsız, sonuçsuz, haysiyet kırıcı bir itham, ret, suçlama ve karşı suçlama döngüsüne dahil oluyorsunuz. Durun. Nazik olarak, sinirlenerek veya çaresiz kalarak işlerin istediğiniz gibi gitmesini sağlamaya çalışmayın. Değiştirebileceğiniz şeyleri, yani kendinizi değiştirin! Kazanmaya ihtiyaç duymaktan vazgeçin. Hatta kavga etme ihtiyacınızdan yahut onun davranışları ve ihmalleri için iyi sebepler veya bahaneler göstermesini beklemekten de vazgeçin. Onun sizi tatmin edecek derecede üzgün olmasını istemekten vazgeçin (s.282)

Görseli www.rootpsychoterapy.com sayfasından buldum.




