Kahvaltı Sofrası, Defne Suman, Yorum

Temmuz 22, 2026
47
Views

Geçen günlerin birinde sevgili Nermin Mollaoğlu’nun söyleşisine denk gelmiştim. Onun şu cümlelerini okuyunca kitabı satın aldım (Dolap uygulamasından):

Defne Suman temsil etmekten çok gurur duyduğum yazarlarımızdan birisi. Daha önceki kitaplarını da okumuştum ama Kahvaltı Sofrası’nın bendeki yeri ayrıdır. Mübadelenin ne olduğunu biliyoruz . Onlar buraya geliyorlar, biz oraya gidiyoruz vs. Kalmayı tercih edenler oldu mu peki? Olduysa onlara ne oldu? Trabzon’dakiler, mesela. Pontus Rumları. Onlara ne oldu? Elli yıl boyunca bu ülkede yaşamış birisi olarak, ben bunu hiç düşünmemişim. Çok ilginç değil mi? Bilinçli olarak kalmayı tercih edenler olmadı mı hiç? Onlar nasıl bir hayat yaşadılar? Gönül ister ki, Karadeniz’e gidip bu insanlarla yerinde konuşalım. İnsanların hikâyelerini dinlemeyi çok seviyorum ben. Onlarla konuşmayı, onların hangi yollardan günümüze geldiklerini dinlemeyi seviyorum. Ama mümkün değil bu. Kitaplar, işte tam da bunun için var. Kahvaltı Sofrası, bana bu sorunun cevabını veren kitaplardan biri olmuştur. Çok tavsiye ederim eğer okumadıysanız.”

Defne Suman’dan sadece Çember Apartmanı’nı okumuş ve pek hoşlanmamıştım. 75 yaşında adam 35 yaşında kadın ilişkisi beni rahatsız etmişti fakat bu cümlelere kayıtsız kalamadım ve Kahvaltı Sofrası’nı 3-4 gün içinde okuyup bitirdim.

Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki'ndeki Kahvaltı Sofrası röportajı – İnsanlık Hâlİ

Roman, 350 sayfa. Kurgu çok akıcı, hiç sıkılmadan okudum.

Konusu şöyle: Büyükada’da uşağı Sadık ile yaşayan, geçmişin ünlü ressamlarından Şirin Hanım, 100. doğum gününü kutlayacak. Torunları Fikret ile Nur ve Fikret’in kızı Selin kutlamaya katılmak için gelmişler. Nur’un 25 yıllık arkadaşı gazeteci Burak’ı da Şirin’le ilgili bir yazı yazması için davet etmişler.

Şirin’in tek çocuğu Süheyla, alkole bağlı sirozdan genç yaşta ölmüş. Çocukları Fikret ve Nur, bu ölümün ardından kendi usullerince yas tutmaktalar. Fikret, manasız bir suçluluk ve kedere boğulmuş ve kafayı geçmişteki atalarına takmış. Nur, alkol ve habire değiştirdiği sevgililerle kendini uyuşturmaya çalışmakta. İki kardeş pek görüşmüyor, konuşulmayan acılar aralarına bir duvar örmüş.

Pontus - Vikipedi

Bu arada gazeteci Burak 25 yıl önce kamp yaparken rastladığı Nur’a umutsuzca bağlıdır. Kısa bir dönem sevgili olmuşlardır fakat bir türlü tam olarak kopamazlar. Nur ne zaman boşluğa düşse Burak’a sığınır; onun sevgisinden, kendisini hiç terk etmeyeceğinden emindir.

18 yaşındaki Selin ise halasının uzatmalı aşkı Burak’tan hoşlanmakta ve ikili arasındaki elektriği dikkatle takip etmektedir.

Doğum gününden bir gün önce Fikret erkenden evden çıkar ve saatler geçmesine rağmen geri dönmez. Selin dışındakiler onun bu hareketine takılmaz ama Selin, yaşı itibariyle dramaya yatkındır ve ”Babam kayboldu” diyerek Burak’ın dikkatini çekmeye çalışır. Olaylar gelişir.

Aklı gel-git olan anneanne Şirin Hanım, meşhur kahvaltı sofrasında babasının intihar ettiğini öylesine söyleyiverir. Bu itirafın ardından işler iyice karışır ve hanımından hiç ayrılmayan Sadık Efendi de hikayeye dahil olur. Bu iki ihtiyarcık kimseler yokken kendi aralarında anlaşılmaz bir dilde konuşmaktadır ve torunlar bunu ilk kez fark eder.

Osmanlı'nın Son Döneminde Pontus Rumları

Yukarıda Nermin hanımın da söylediği gibi topraklarımızda bir çok farklı milletten azınlıkla beraber yaşıyoruz. Bu insanlar her ne kadar ”bizden” sayılsalar da göçe zorlanan, vahşice öldürülen, zalimlerin elinde heder olan ataların çocukları. Açığa çıkmayı bekleyen çok hikaye var. Kahvaltı Sofrası, bu insanların bir kısmını oluşturan Pontus Rumlarının trajedisine işaret eden nadir kitaplardan biri ama 350 sayfalık anlatının belki 30 belki 50 sayfasında; sanmayın ki baştan sona Pontus Rumlarına odaklanmış. Daha çok Nur ve Burak ilişkisini okuyoruz. 1001 kitap sitesinde ”cinsellik çok”  denmiş, bana öyle gelmedi ama eğitimli, modern kadınların illa ki su gibi alkol tüketmesi ve çok partnerli olması şart değil sevgili yazarlar. Netflix benzeri bir eğilimle alkolün bu kadar normalleştirilmesini, neredeyse övülmesini ben de kınıyorum.

Benim ölçülerime göre bu iyi bir roman; keyifle okunuyor. Defne Suman’la tanışmak için keşke bu kitabı seçseymişim.

Not: Pontus Rumlarının konuştukları dile Romeyka deniyormuş.

 

Not 2: Yazarın Ayşe Arman söyleşisi için tık tık 

Kategori:
Genel · Günlük · Kitap Yorumu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir