Uçakla mı arabayla mı gitsem kararını son dakikaya kadar veremedim ve ancak 1 ağustos sabahı yola çıkabildim. Sakin bir uçuş sonrası Kara Fırın’dan 90 liraya bir fincan çay aldım ve Türkçe’nin güzelliği ile karşılaştım:

Yıllardır Sabiha Gökçen çıkışının tam karşısında duran otobüs duraklarını epeyce uzağa taşımışlar. Valizimi çeke çeke gittim mecburen ama arkadaşlar, havaalanı çıkışında bile sıcaklık Bodrum’a göre 10 derece düşüktü; püfür püfür esiyordu. Nasıl ferahladım, üstümden nasıl bir yük kalktı anlatamam.
Eve ulaşmam öğleden sonrayı buldu. Yeğenim geldi, yedik içtik. Esas konu ertesi günkü düğündü. Biraz düğün evine uğradık. Gelin kızımızla son bir bekarlık yemeği yedik. Abim bu yazı annemde geçiriyor, onunla olmak farklı bir ruh haliydi. Bir yandan annemin artan işitme kaybı için çözüm aramaya devam ettim. Ertesi gün öğleden sonra yeğenimin evine gittim, saçımızı-makyajımızı kendimiz yaptık. Sonuçta ne görümceyiz, ne elti, bize kim bakacak?

Çok güzel bir düğün oldu. Bir sürü eş-dost gördüm, dayımın kızı gelmiş ta Artvin’den. Hiç büyük-küçük muhabbeti yapmadım; herkesin ayağına gittim. Sarıldım, hal-hatır ettim. En öne kurulup oynayanları izledim, para kapmak için yarışan Ömer ve Kayra’ya güldüm.
Annemin giderek kötüleşen (76 yaş) duyma sorunu hakkında Chat GPT ile istişare ettik ve özellikle Phonax marka cihaz önerdi. En önemli nokta annemin kendi deyişi ile kulaklığı isteyerek kullanmasıydı çünkü bir ön yargısı vardı; anneannem ve karşı komşumuz denemiş ama kullanamayıp bir kenara bırakmışlardı. Pazartesi kararsızlıkla geçti hatta Duymer hattını arayıp randevu aldım, eve gelerek muayene-test yapıyorlar diye. Arabam olsa şehre inip birkaç merkezde deneyerek bakacağız ama araba yok. Sonra en son yapılan duyma testini chat’e yüklemek aklıma geldi ve yapay zeka daha da emin bir şekilde aynı marka-modeli önerdi. Phonax’ın en yakın şubesi bize yarım saat uzaklıkta olunca önce telefonla görüştük. Sakarya şubedeki Uğur Bey’le konuşunca biraz daha rahatladık ve ani bir kararla en yakındaki merkeze gittik ve anneme kulaklığı denettik. Annem şaşırtıcı bir şekilde , sanki yıllardır işitme cihazı kullanıyormuş gibi adapte oldu ve odiyologla gayet normal bir ses tonuyla sohbet etti. Sanırım kullanmak zorunda olduğuna ikna olmuştu ve deneme amaçlı gittiğimiz merkezden cihazı alarak çıktık. (Maalesef 100 bin lirayı geçen bir fiyat söz konusu) . Üstüne de Halil bize güzel bir dondurma ısmarladı . Şimdilik -neredeyse 3 hafta oldu- bir şikayeti yok. Umarım uzun yıllar rahatça kullanır. Yaşlılık çok zor arkadaşlar.

Annem test esnasında çok ciddiydi. Böyle işleri hiç sevmez.

Bir gün annem ve abimle hastaneye gittik. Abimin parmağı çatlamıştı, o onunla uğraşırken ben de annemin cihaz raporunu hallettim. Algılama için tekrar işitme testine girdi, neyse ki kısa sürdü. Algılaması beklenenden iyi çıktı; odiyolog kız bunu sosyal hayatın içinde olmasına bağladı. Bir gün de büyük teyzem ve teyze kızımla hastaneye gidip teyzoşu doktor doktor gezdirdik. Neyse ki gayet sağlıklı.
Ağustosun ilk haftası geçer geçmez Karadeniz bölgesinde fındık çilesi başlar. Yer gök fındıkla dolar. Annemin sadece 20 ocak fındık ağacı olmasına rağmen azımsanmayacak bir işi vardır. Fark ettim ki yıllardır bu sezonda köyde olmamışım. Bu sene denk gelince ve yeğenimin fındığını toplamak için söz verince tam olarak ne kadar çok iş olduğunu idrak ettim. İlk olarak elektrikli mini testere sipariş ettim.

Cama dayanmış duran, matkap büyüklüğündeki şu mavi testere ile onlarca fındık dalı kestim. Çok pratik, tavsiye ederim. Annem eski usul testere ile koca dalları kesemediği için ocaklara 10-15 yıldır dokunulmamıştı. Kartlaşmış, yaşlanmış, kurumuş koca koca dalları kestik attık. Sonra da nalburdan aldığım turuncu yaprak tırmığı ile tırmıkladık ve bahçe tertemiz oldu. Evin etrafı açıldı.

Onca işin arasında bir akşam Samandere’de, başka bir yeğenimin evinde toplandık. Yedik, içtik, çaldık-söyledik. Yeğenimle Samandere şelalesinin en alt basamaklarına kadar indik. Serinliğin, suyun tadını çıkardık.


Bir akşam dayımın gelini, başka bir akşam teyzemin gelini çağırdı bizleri. Allah’ım bu kadın kabilesini ne çok özlüyorum. Neşeyi, coşkuyu, birlikte olma hissini. Aileler büyüyor, yaşıtım olan kuzenler çocuklarını evlendirme yolunda, sohbetlere yeni gelinler yeni damatlar ekleniyor.




Fındık çilesi başlamadan bir gün önce minnoşlarla Olivier’e kaçtık. Bir anda Düzce’den Nişantaşı’na ışınlandık. Olivier Kafe hiç yanıltmıyor; beyaz, keten masa örtüsü, hafif bir müzik, şık mı şık insanlar, lezzetli pastalar. Seviyoruz. Bir kez de yeni açılan Tex Koko mu nedir tuhaf isimli bir kafeye gittik. İsim tuhaftı ama dekorasyonu-ferahlığı çok güzeldi. İçinde salıncak vardı; Kayra çok keyif aldı. Annem ve teyzem de geldi.


Annemin büyüdüğü eski ev her sene biraz daha çöküyor.



Sayılı gün çabuk geçti ve yine gözüm arkada kalarak ayrıldım. Tam 14 günümü başka bir evrende geçirdikten sonra rutinlerime dönmekte çok zorlanıyorum. Çocuklarım, işim, eşim burada ama zorlanıyorum. Ne diyelim; ayrılık yoldan olsun…




