Dokuz yıldır kar görmeyen biz bu sene şeytanın bacağını kırdık. Geçtiğimiz hafta sonu günübirlik Bozdağ kayak merkezine gittik. Sabah 7.30 gibi yola çıktık. Kahvaltı molası filan vermeden öğlen saatlerinde Nikfer’e ulaştık. 20 km ötedeki merkeze rağmen kasaba bakımsız, neredeyse yıkık döküktü. Şaşırdım. Kasaba ahalisi çoğunlukla gurbetçiymiş. Gençler iş için büyük şehirlere göçünce ortalık yaşlılara kalmış.
Arkadaşımızın kayak malzemeleri dükkanı var, oraya uğrayıp Emre’nin kıyafetindeki eksikleri tamamladık. Eren, dükkanın önüne kadar uyuduğu için bir türlü ayılamadı ve kayak yapmayacağım diye tutturdu. İkna edemedik. Berkan çok güzel bir şey söyledi: Kayak zahmetli bir iş ve öncesinde zihinsel hazırlık lazım dedi. Bir gün önceden çocuklar kıyafetini hazırlamalıymış mesela. Çok mantıklı geldi ama geç kalmış olduk.
Nikfer merkezden Bozdağ’a çıkmak 40 dakika sürüyor. Bayağı da dolambaçlı ve dik bir yoldu. Pazar günü olduğu için otoparkta yüzlerce araç vardı. O soğukta birkaç vale vardı ve yer gösteriyorlardı, sağ olsunlar. Telefonum çekmiyordu, oraların gediklisi olan arkadaşımıza ulaşamadık fakat bir şekilde o bizi buldu. Emre’ye hoca ayarlamıştı, babası eğitim alanına götürdü. Lift denen bir sistem var, ona bilet almışlar vs. Kayak gerçekten zahmetli ve pahalı. Fiziksel güç gerektiriyor.


Elbette çok soğuktu, sert bir rüzgar vardı. Eren’le ben hemen tesise hamle yaptık ama yer bulmak ne mümkün. Hınca hınç doluydu. Aslında Davraz’a kıyasla daha geniş-kapsamlı bir yer yapmışlar. Tesis 3 katlı. En alt katta kayak malzemeleri kiralama alanı, dolaplar, öğretmen ayarlama imkanı ve pistlere doğrudan ulaşım var. Üst iki kat kafeteryaymış. Biz üçüncü katın varlığını yine arkadaşımızdan öğrendik. Emre’nin dersi bitene kadar 1-2 saat ayakta durmaya razıydım ama cam önünde güzel bir masa bulabildik. İki saate yakın oturduk, kahvemizi içtik. Kundaktaki bebeğini, nenesini, dedesini kapan dağa çıkmıştı 🙂 Motivasyonlarını anlayamadım.


Oğlanın dersi bitince otoparktaki aşırı kalabalığı da düşünerek hemen kalktık. Tesisin önünde DJ vardı. Kulüp müzikleri çalıyorlardı. İnsanlar hoplayıp zıplıyordu. Niye içerde oturduysak? Beyler kayakları çıkarıp bagajı yerleştirirken ben 5 dakikalığına partiye katıldım, hem de şakır şakır sulu kar yağarken.
Otoparktan çıkmak zor oldu. Eşim aralara girdi, sağladı solladı. Ben sürüyor olsaydım çok daha uzun sürerdi. Sisli-karlı bir havada yavaş yavaş indik. Çantamda Venedik’de Ölüm vardı, okumaya çalıştım ama beni hiç sarmadı. Yarım bıraktım. Klasik-mlasik ne yapalım? Sarmayınca sarmıyor.
Nikfer merkezde hava günlük güneşlikti. Resimdeki arkadaşın dükkanına uğradık. Hastane ortamı dışında sohbet etmenin, sportif işlerle uğraşan birini dinlemenin tadını çıkardık. Onun önerisi ile Denizli’ye gitmeden Toros Pide’de yemek yedik. Çok uzun zaman sonra lezzetli bir et yedim. Tabağı sıyırdık ; o derece beğendik. Yarım kilogram tandır 1250 liraydı. Pideler ve ayrana da bayıldık. Küçük yerlerde yemek çok daha iyi oluyor arkadaşlar fakat ucuz bir yer artık yok 🙁 Yemek ya pahalı ya çok pahalı.


Dönüşte sadece Nutova Dinlenme Tesislerinde durduk. Kuruyemiş ve Emre’nin bir süredir sayıkladığı böğürtlenli draje (!) lerden aldık, arabayı şarj ettik. Sonrasında Milas’a kadar ben kullandım ve başka şarja ihtiyaç duymadan eve geldik.





