Çocuklarımın ilk aylarında olan bitenleri en iyi tanımlayacak sıfat ” olağandışı”.Evet ,ailece olağandışı bir dönemden geçiyoruz. Çok şükür ki sıkıntılarımız geçici sıkıntılar.Altı haftayı doldurduktan başka bir deyişle kırkımız çıktıktan sonra  az da olsa rahatladık. Bu rahatlamada annemlerde geçirdiğimiz 12 günün ciddi katkısı oldu.

Hayatımın her döneminde kendi evimde olmayı seven ben ilk kez baba ocağından evime dönmek istemedim. Biri kucağımda ağlayan diğeri eteğimde mızmızlanan iki çocukla  rahat edeceğim tek yer annemin eviymiş meğer. Abimin de yanımızda olması sonucunda yedekte bekleyen üç kişinin olduğu bu on iki günde doğumdan beri ilk kez nefes aldım.Komşu iki hanemizde  yaşıt bebelerin olması da ayrıca iyi geldi. Hepimiz uykusuz, yorgun yine de mutlu gibiydik. Diğer çok önemli bir nokta önüme konan hazır sofralardı. Emre’yi bıkmadan doyurmaya çalışan babamın ellerinden hürmetle öpüyorum. Annemin  hakkını zaten ödeyemem.

Eren büyüyor.Yüzümüze doğrudan bakmaya, agulamaya başladı geçen hafta. Durduramadığımız ağlamaları nispeten azaldı. Elimizde ilaç şişeleri ile gezmiyoruz artık.Yenidoğan kıyafetlerini kaldırmaya başladım bile.On beş günden fazladır burnu tıkalı gibi, 5-6 gündür yapmadığı kakayı bugün yaptı. Emzik almıyor. Biberon bir kez denedik ve aldı,çok sevindim.

Göğüs uçlarım hala toparlanmadı ama eskisi kadar acımıyor. Lansinoh ve Coresatin (dermatolog önerdi çatlak için değil,kızarıklık oluştuğu için) dışında bişey sürmüyorum. Göğüs kalkanı aldım ama kullanamadım  plastik çok sert geldi. Rahat edemedim bir türlü.

Gece bakımını paylaşan eşşiz insan ,büyük kahraman eşim sayesinde emzirme aralarını uyuyarak geçirebiliyorum. Eren’in ağlaması tutmadı ise emzirme sonrası bebeği alıp salonda uyuyan, gaz çıkarma ve mızırdanma safhalarını üstlenen eşimi nasıl takdir etsem bilemiyorum. Evdeki dağınıklık ,yemeksizlik Emre’nin kreş dönüşü huysuzlukları gibi pekçok çıldırtıcı etkenle de mücadele ediyor kendisi. Ne diyim? Kadir gecesi doğmuş olmalıyım.

Emre’nin ruh hali dalgalı. Bazen sevgi dolu bir abi bazen ”Beni kucağına al,onu bırak” diye tutturan bir üç yaş çocuğu. Bodrum dönüşü havaalanında yaşadık bunu en son. Slingdeki Eren ,iki tane sırt çantası ve kucağında oyuncak kutusu (oyuncak endüstrisine ilk kez şükran duydum ,sayelerinde kucak krizini aştık) ile peşimden koşturan Emre ile Sabiha Gökçen’deki telaşımı unutamam sanırım. Bir taraftan  ”yoruldum” deyip duran Emre bir taraftan son çağrı anonsları..

Öyle böyle, günler geçiyor işte.Hayat durmuyor ,akıyor.Senin ona yetişmeni beklemeden hem de.

E-POSTA ABONELİĞİ

Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresini yazarak her yeni makaleden anında haberdar olabilirsin

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler yanlış gitti. Lütfen tekrar deneyin.

Bir cevap yazın