Hava buz gibi. Kış gelince yazı, yaz gelince kışı unutmak ne kadar insanî değil mi? Çok değil 3 ay önce alev alev yanıyorduk. Klima olmadan uyuyamıyordum. Şimdilerde elektrikli radyatör gece boyu yanmadıysa buz gibi bir odaya uyanıyoruz ve duş almak filan ciddi bir eziyet. Bodrum’a kışın gelirseniz erkeklerin saç sakal karmakarışık dolaştığını görmeniz boşuna değil. Isı pompası taktırmak tek seçenek fakat maliyeti çok yüksek ve elbette kiracı olmamanız lazım. Doğal gaz yok, olması da pek olası değil.
Soğuğa aldırış etmeden birkaç gün önce bir arkadaşın doğum günü için Marina Yat Kulüp içindeki İspanyol restoranı Gozo’da yemek yedik ve sonrasında gece 01.00’e kadar canlı müzik dinledik. Restoran İspanyol olsa da beyler kebaptan hanımlar salata ve tavuktan şaşmadı. Meşhur İspanyol atıştırmalığı tapasın ise hem porsiyonu küçüktü (4 tane) hem de minik ekmeklerin üstündeydiler. Sakin bir müzik eşliğinde huzurlu bir yemek için ideal bir yer. Canlı müzik tarafındaki Dilek Ay’ın enerjisi müthişti. Tina Turner havası vardı; çok enerjikti. Hoşuma gitti. (Bir de bazı ödeşmeler öbür tarafa kalmıyor arkadaşlar. İyi ki. )
![]()
Yat Kulübün havasını seviyorum. Düzgün insanlar geliyor ve rahatsız edilmeden eğlenebiliyorsunuz.
Dünya ne kadar kaotik olursa olsun bebekler doğuyor, yaşam devam ediyor. Hastaneden bir arkadaşımız doğum yaptı ve azimle organize olup bebek görmeye gittik. Ağzında emzikle kendi kendine uykuya dalabilen bebeği hayranlıkla öptük, kokladık. Mis gibi süt kokusu, kız kıza takılmak, masum dedikodular yapmak çok iyi geldi.

İnstagram’da gördüğüm ilginç bir toplaşmaya katıldım. Arkadaşımız Serkan’ı ve eşimi de sürükledim. 35-40 kişi Kızılcık Şerbeti’ nin 2. sezon finalini izleyip (45 dk) 40 soruluk test cevapladık (Kahoot uygulaması üzerinden). Son soruya kadar 3. sıradaydım fakat son soru kazık olunca (Ömer, kaç kere ”yeter” demiştir?) 4. olduk.
Benim dışımda akıp giden daha hafif, dertsiz-gamsız bir dünya olduğunu hissettiğim bu tip şeyleri seviyorum. İzolasyondan iyi bir şey çıkmıyor dostlar; şifa diğerleriyle kurulan ilişkilerde. Göz göze, yüz yüze yapılan şeylerde; en azından bizim kuşak için.

Şubat tatili başladı. Oğlanlar karne almaya bile gitmedi. Artık böyle. Yarın birkaç günlüğüne Isparta’ya gideceğiz. Yapabilirsek 1-2 saat kayak dersi alırlar belki, farklı bir ortama girerler. Bütün çabamız azıcık gerçek hayata karışsınlar diye. Yoksa bir bilgisayar ve internet bağlantısı olduğu müddetçe başka bir arzuları/hevesleri yok. Doktor odasında bir abi ”Kayak işini severlerse yandın, çok pahalı bir hobi” deyince güldüm. Keşke dedim. Bu da onların yolu, onların çağı.

En kolay ve ulaşılabilir eğlence okumak, kahve içmek ve Netflix. Bu aralar His&Hers dizisine takıldım. Ne güzel bir iş; cinayet, entrika, yas, evlilik.. Ne ararsan var.




