İçim bomboş. Hareket etmek istemiyorum. Spor yapmak, yemek yapmak, evi toplamak, çocukların yazılıları ile ilgilenmek istemiyorum. Battı balık yan gider. Yaptıklarımın değeri ne kadar bilindi? O zaman yapmamak neden seçenek olmasın?
Babamın ruh hali böyleydi: çoğunlukla bir şeylere söylenir, herkese gıcık olur, kendini perişan ederdi. Yaşamak onun için çıkışsız bir labirent gibiydi herhalde. Birlikte olmaktan gerçek keyif aldığı herhangi bir ortam yoktu. Dönüp dolaşıp aynı yerlere varmak zorunda mıyız gerçekten?
Geçer. Bu da geçer. Bir şeyler olur. Bir yerlere gitmek gerekir. Birileri arar. Oyalanır gideriz hep olduğu gibi.
Tatar Çölü’nü hızlıca okumuştum. Sindirmeden. Sınır boyunda bir kaleye teğmen olarak atanan genç bir adamın upuzun yıllar boyunca koca koca günleri bir noktadan diğerine yürüyerek geçirdiğini, ha bugün ha yarın derken yaşlı bir adam olmasını anlatıyordu. ”Off, bu da ne ?” demiştim okurken. Şimdilerde aklıma geliyor (İyi kitaplar böyledir; etkisi usul usul devam eder) ; bu işte hayat dediğimiz şey. Bomboş günler. Hep aynı şeyleri yaptığımız, ne olduğunu bilmeden bir şeyler beklediğimiz, bu arada yılların uçup gittiğini anladığımız manasız bir koşturmaca.
Yine de bir şekilde zamanı geçirmek gerekiyor. Yatarak yapılacak iki şeyi yapıyorum : Okuyorum ve seyrediyorum. Bir de uyuyorum.


![]()

Diyorum ya: Bomboş günler. Tatsız. Üstelik yaz geldi.





TÜM YORUMLAR
Çoğumuz zaman zaman böyle bir ruh hali içinde olabiliyoruz. Mevsim geçişleri gibi. İç sesimizi dinlemek gibi.
Ne güzel kitaplar seçmişsiniz. Geçen ay Hamnet’i Urla Tasarım Kütüphanesi Okuma grubunda tartıştık. Filmi ve kitap konuşuldu. Oyuncular çok başarılı bulunmuş.
Esenlikler diliyorum.
Olabiliyoruz değil mi? tEŞEKKÜRLER. Bunu duymak bile iyi geliyor.
Hamnet’e bayıldım. Hem filme hem kitaba. Oyuncular iyiydi ama asıl yönetmen ve senarist çok iyi iş çıkarmıştı.