Başka bir kitap almak için girdiğim satış sitesinde ”Bunları da sevebilirsiniz” sekmesi altında önerilen Muhabbet’i hem 26. hafta boyunca NY Times çok satanlar listesinin 1 numarası hem de okur ödülleri finalisti olması sebebiyle düşünmeden aldım. Barış Bıçakçı şahane romanı Sinek Isırıkları’nda ”En yüksek mertebe okur” olmaktır yazmıştı. Ne güzel bir cümleydi.
Bu kitap artık yaşlı bir kadın olan Sybil’in yazdığı mektuplardan oluşuyor. Daha önce bu formda bir roman okumamış olabilirim. Değişik bir deneyim oldu.
Kahramanımız Sybil eşinden ayrılmış, çocukları kendi yollarına gitmiş. 74 yaşında yaşlı bir kadın. İyi bir avukatken nedense zabıt katibi olarak devam ettirdiği işinden çoktan emekli olmuş. İlerleyici bir göz hastalığı var ve körlüğe doğru koşar adım gidiyor. Gününü belirleyen en önemli işi yazdığı mektuplar. Neredeyse herkesle mektup yoluyla iletişim kuruyor.
Yazarımız Virginia.

Kitabın orijinal ismi ”Mektup Arkadaşı” anlamına geliyormuş. Keşke Türkçe’ye de öyle çevrilseydi.
2012-2022 arasındaki mektupları ve bu mektuplara yazılan cevapları okurken, ilk sayfalarda ne olduğunu pek anlayamadım. Alıştığımız biçimde olay örgüsü, karakter tanıtımı vs olmaması rahatsız edici geldi. Kim bu Felix, Rosalie, Fiona, James ? Ne olmuş da bu satırlar yazılmış derken yazar, hikayeyi ustaca şekillendirdi ve sorularımızın hepsini cevaplayarak kurguyu tamamladı.
Sybil’in büyük bir derdi olduğunu, hayata ve insanlara küstüğünü hemen fark ediyoruz. Nehre bakan evinde oturup, kimselere eyvallah etmeden, aksi, kuralcı , yaşlı bir kadın olarak yaşantısını sıkı sıkıya kontrol ediyor. İngiliz edebiyatı fakültesinde misafir öğrencilik yapıyor, bahçe kulübünde sekreter, çok sevdiği yazarlara , bir arkadaşının 16 yaşındaki sorunlu oğluna, köşe yazılarını beğenmediği gazetecilere, müsteri hizmetlerindeki Suriyeli mühendis Bassam’a, komşusu Theodore’a mektuplar yazıyor, 2 kadın arkadaşı ile mektuplar yoluyla kitaplar üzerine uzun uzun sohbet ediyor. ( Adı geçen bazı kitapları okuma listeme aldım; çok iyi bir okurun verdiği tavsiyeleri asla kaçırmam.)


Bu arada Sybil evlat edinilmiş bir çocuk ve 74 yaşında nihayet bir DNA araştırması sitesi sayesinde İskoçya’da yaşayan kız kardeşini buluyor. İşlemi yaptırmaya karar vermesini, kardeşini bulmasını, onunla mektuplaşmasını merakla okuyoruz. Romanı bu kadar sevdiren şeylerden biri de bu: Merak unsuru hiç eksilmiyor. Kadına tehdit mektupları gönderen kişi kim? Bu kadar ilgili-empati sahibi görünen Sybil öz kızı ile neden bu kadar mesafeli? Kör olduktan sonra ne yapacak; mektup da yazamayacağına göre? Bu hikaye nereye bağlanacak?
”Her insanın her mevsimi sadece bir kez yaşadığına inanıyorum. Doğumumuz ve çocukluğumuz ilkbahardır. Yirmili, otuzlu, kırklı yaşlarımızın o görkemli, hayat dolu, ilginç yılları ise yaz. Havanın biraz serinlediği ama dondurucu bir soğuğa dönüşmediği, yoğun tadı insanın damağında kalan sonbaharda kendimizi tanır, kendimize sığınırız. Kış geldiğindeyse (acımasızca) yaşlanır ve ölürüz.” s.41
330 sayfalık romanı severek ve yaşamın ne kadar güzel olduğunu, istisnasız her bireyin acı çektiğini, bağ kurmadan yaşanamayacağını ve her günümüzü kutlama havasında geçirmenin şart olduğunu fark ederek okudum. Tavsiye ederim.
NOT: Ana görseldeki ilaç kutusuna dikkatinizi çekmek isterim. Virginia’ya bakarsak hala görkemli yaz mevsimindeyiz ama bölmeli ilaç kutuları hayatımıza girdi bile 🙂





TÜM YORUMLAR
Severek okuyabildiğiniz, iz bırakan kitapları elinze almak çok büyük şans bence. Ne mutlu size..
İz bırakan kitaplara rastlamak kolay olmuyor. Bazen de böyle peş peşe denk geliyor. Siz de epey okuyorsunuz gördüğüm kadarıyla.
Mektup formatında diye kitabı almayı erteledim hep, şimdi alacağım. 84. Charing Cross Road almıştım ama nedense okumadım, ne çok kitap var okunacak. Sevgiler 🙂
Aldım Muhabbet’i :))
Çabucak okuyacağınızdan eminim. Yorumunuzu merak ediyorum 🙂
Çok güzel yazmışsınız 💗İlaç kutularıyla yaz yaşamak güzeldir 💕