Ölüler Diyarı, Jean Christophe Grange, Yorum

görsel @ebruvatanseven, instagram hesabından, kendisinin izniyle.





Grange Usta büyük adam. Hiç şüphe yok. 2 yılda bir , kaleminden müthiş romanlar çıkıyor. Acayip konular, çok ayrıntılı, katman katman kurgular yapıyor. İnsanı mutlaka şaşırtıyor, son sayfaya kadar gerilim hiç bitmiyor. 

Ölüler Diyarı‘nın çıktığını duyar duymaz takibe aldım. Satın almakta acele etmedim. Yiyip bitirmekte acele etmediğimiz yemekler gibi. Tadını çıkara çıkara, uzata uzata okumak istedim. 14 mart tıp bayramında facebook grubunda hediyeleşme yaptık ve bana gönderecek olan arkadaştan bu kitabı istedim (Yüzsüzlük diyelim)
Cuma başlayıp pazar öğlen bitirdim.

İlk hayal kırıklığını kapak- hikaye arasındaki çelişki ile yaşadım. Ölüler Diyarı ‘ndaki katil kurbanlarını şibari denen ip bağlama uzmanlığını kullanarak bağlıyor ve bir şekilde debelendikçe kurban boğuluyor . Kapak buna göre tasarlanmış. Orjinal kapakta da iple bağlanmış çıplak vücut var ama hikayede ısrarla kurbanların kendi iç çamaşırları ile bağlandığı yazıyor! Minicik bir külot ve en fazla 20 cm’lik sütyen askıları ile nasıl o kadar düğüm atılabiliyor? Özellikle dönüp dönüp okudum; hem ip hem iç çamaşır mı diye ama yok, ısrarla iç çamaşırı denmiş.  Bu kadar büyük bir yazarın kitabına bu özensizliği yakıştıramadım.

Orjinal kapak
Bu sefer farklı bir coğrafya yok. Grange, okuduğum her romanında beni dünyanın hiç gidemeyeceğim yerlerine götürür. Hikayenin geçtiği bölge romanın bir kahramanı gibidir. Şu anda Kongo, Japonya,  Kamboçya, Afrika ve Moğolistan hakkında epeyce fikrim var onun sayesinde.
Başkomiser Stephane Corso ‘ya pek ısınamadım. Fazla arızalı, sert, saplantılı geldi. Dürtüleriyle hareket eden, sabit fikirli bir polis. Erwan reise benzemiyor. Adam baya baya keskin kılıç gibi. Astığı astık kestiği kestik.
Hikaye epeyce sert pornografik öğeler içeriyordu. Adını hiç duymadığım türlü türlü sapıklıklar. Umarım gerçek yaşamda bunları yapan çok az insan vardır. Aklım havsalam almadı deriz ya o türden.
Sanmayın ki beğenmedim. Çok akıcıydı bir kere, kendimi odaya kapatıp saatlerce okumamak için kendimle mücadele ettim. Bahçede filan dolandım, o derece. Lontano ve Kongoya Ağıt’dan sonra Grange çıtayı o kadar yükseltti ki beklentim çok büyüktü.
Benim için Grange’ın ustalığı bu iki kitap. Sonra Siyah Kan , sonra Kurtlar İmparatorluğu. Kaiken ve Sisle Gelen Yolcu en az sevdiklerim. Taş Meclisi hakkında kafam karışık. Radyoaktif enerji hakkında o kadar değişik bilgiler vardı ki çoğu yerde koptum gitti. Şamanizm ve  Moğolistan hakkında ilgimi ve fikrimi ise epeyce artırdı.
Eline sağlık Grange. Umarım çok yaşar ve daha çok kitaplar yazarsın, biz de zaman ve mekandan koparak okumanın hazzına tekrar tekrar varırız.

E-POSTA ABONELİĞİ

Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresini yazarak her yeni makaleden anında haberdar olabilirsin

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler yanlış gitti. Lütfen tekrar deneyin.

3 YORUMLAR

  1. Bende nedense Grange pek ısınamadım, ilk okuduğum Kurtlar İmp. iyiydi, Kızıl Nehirleri sevmedim ve zorla bitirdim. Yazarı da orada bıraktım, gerçi ben polisiye pek sevmiyorum ondan da olabilir. Hakikaten o düğümleri iç çamaşırı ile nasıl atacak bana da imkansız gibi geldi.

  2. Gizliliğe meraklı olanlar, eğer istersen, halkın kişisel dinleme alışkanlıklarını görmesini engelleyebileceğini bilmekle rahatlayacaktır

Bir cevap yazın