Buket Uzuner, Toprak ve Bodrum’da Başıboş Bir Gün

Mayıs 15, 2026
45
Views

En sevdiğim şeylerden biri plansız, programsız, tek başıma, başıboş dolanmaktır. Hele bu mevsimde. Ne sıcak ne soğuk. Mis gibi pırıl pırıl hava. İnsan durduk yere yaşama sevinci duyuyor 🙂

Önceki gün sırtımda laptop çantası, kolumda kürklü deri montumun olduğu bez torba ile Bodrum merkezde dolandım. Önümüzde 9 günlük tatil var. Turizmciler için büyük fırsat değil mi? Ama Bodrum’un en işlek yolları dahil her yer köstebek yuvası gibi. Ana arterin hemen alt yolu burası. Dün bu şekildeydi. Bitez sahil yolu berbat, Akçaalan yolu berbat, Yalıkavak da öyleymiş. Yahu, sene olmuş 2026. Bu işlerin bir oluru yok mu? Her sene mart-haziran arası iş makinesi, dozer, hilti sesinden evlerde durulmuyor. Kapıyı bacayı kapatıp öyle oturuyorum. İnanın, daimi bir ”tırrrrrrrrrrrrrr” sesi var. Ya ağaç budanıyor ya ot kesiliyor. Abimin 10. kattaki apartman dairesi daha sessiz.

Orta doğuda yaşamak için -Ege’de olsan dahi- gördüğünü görmezden duyduğunu duymazdan gelmek elzem diyerek gördüğüm güzelliklere odaklandım. Şu begonvillere bakar mısınız?

Ve şu mavi-beyaz eve?

Ve şu ağaçlı-gölgeli serin yollara?

Bir arkadaştan duyduğum deri tamiri yapan ustaya montumu bıraktım. Özellikle kışın, abiyelerin üstünde çok şık duran, sevdiğim bir parça. Suni deri olduğu için pul pul dökülüyordu. Elbette yeni bir mont alacak tamir masrafı çıktı ama yıllarca giyilecek yepyeni bir ceketim olacak inşallah.

Usta, whatsap profiline yaptığı işleri ve adresini ekleyemediğini söyleyince ona böyle bir görsel oluşturup profiline koydum. Kendimi çok becerikli ve işe yaramış hissettim.

Şu tabak 550 lira. Çayı-suyu ekleyince oluyor 750. Yazık günah.

Geçenlerde instagramda @bodrumbizdensorulur hesabında gördüğüm Cafe Chives sapsarı dekoru ile hemen dikkatimi çekti. Özellikle tatlıları ve kahvaltısı çok övülmüştü. Kendimi şımartmak için kalktım gittim ve yine bir hayaller-hayatlar durumu yaşadım.

Mekan küçük, sıkış-tepiş. Müzik ayrı, yol gürültüsü ayrı, dibinizdeki masada bağır-çağır konuşanlar ayrı. Kahvaltı tabağı da eh işte. Gittiğime değmedi.

Benimle Amsterdam’a kadar gelen romanı bitireli birkaç gün oldu. Çok sevdim diyemem. Yazarların hayata ve dünyaya ilişkin görüşlerini-inançlarını kahramanlarına uzun uzun anlattırdıkları kitapları okumaya mecalim kalmamış. Yeşil enerji, doğa, siyaset, iklim krizi vb konular biraz kabak tadı verdi sanki. Yine de blogda bulunsun istedim çünkü bana romanları neden sevdiğimi,  kurguda kaybolmaktan ne kadar haz aldığımı hatırlattı. Hayaller kurdurdu ve şaşırttı.

Çorum’da geçen 550 sayfa boyunca bir sırt çantası ile Yazılıkaya’yı gezdiğimi, lezzetli yemekler yediğimi, müzede saatler geçirdiğimi hayal ettim. Güzel ve zavallı ülkemizin nice gezilmemiş yeri var, görülecek ne çok şey var ama bende hiç heves uyandırmıyor a dostlar. Üzüle üzüle geziyoruz, tonla para harcıyoruz ve karşılığını alamıyoruz.

Çok hoş bir şey oldu bu kitabı okurken; annemin 65 yıl öncesinde, ilkokulda öğrendiği ve hâlâ unutmadığı Ala Geyik şiirine rastladım. Çok uzundu dediği şiir gerçekten uzunmuş. Annem, ezberinin kuvvetli matematiğinin zayıf olduğunu anlatır.

Ala Geyik şiiri

Buket hanım deyince favorilerim olan iki kitabını anayım:  İki Yeşil Susamuru ve Kumral Ada Mavi Tuna.  Yıllardır kitaplığımın baş köşesinde dururlardı. Taşınırken ne yaptım bilmiyorum.

Yaz kapıda. Bana sabır dileyin.

 

TÜM YORUMLAR

  • Ne güzel bir gün olmuş 🙂
    Bence en güzeli yazın kaçmak kıyı kentlerinden :)) Eskiden yerlileri öyle yaparmış, hop yaylaya… Evden çalışılabilen bir sistemle çok güzel olmaz mıydı??

    Sade'Ce Mayıs 18, 2026 12:11 pm Yanıtla
    • Kesinlikle öyle. Ağustosta 15 gün kaçsam bile yaz kısalıyor. İyi geliyor Ceren.

      Aydınlık Yüz Mayıs 20, 2026 9:46 am Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir