Son buluşmalarımıza ev sahipliği yapan Meze Evi kapanınca yine ortada kaldık ama Şule sağ olsun, yeni mekanı buluverdi. Bir meyhaneye terfi ederek Gümüşlük’te, Ahır Meyhane‘de buluştuk bu sefer. Çok da rahat ettik. Başka müşteri yoktu. 17 kişiydik, bahçede biz bize takıldık. Boğucu bir sıcak vardı. (”Boğanak sıcak ” deriz biz bu havaya). Ara ara epey bunaldık.
Kitabımız Jehan’ın öz yaşam öyküsünü anlattığı Öncesi ismindeki eserdi. Editörlüğünü moderatörümüz Şule, son okumalarını yine gruptan Mustafa ve Eren yapmış. O açıdan da anlamlıydı.
Geçmiş toplantılarımızdan birine katılan Jehan, bende olumsuz bir duygu bırakmıştı. Gergin ve kavgacı bir tavrı olduğunu düşünmüştüm. Son dakikaya kadar ”Ben bu kitabı okumam, sadece dinlemeye giderim” diyordum ama kulübü önemsiyorum, Şule’nin emeğine değer veriyorum. Yoltaşı Kitabevi’nde satıldığını da bilince (bir kahve parası altı üstü) almadan edemedim.
Okumaya başladıktan sonra şaşırdım; akıcı bir anlatım, ara ara zorlama gibi gelse de lezzetsiz sayamayacağım bir dil ve yoğun bir hikaye ile karşılaştım.


Zorlama derken böyle cümleleri kast ediyorum.

Zengin hatta çok zengin bir aileye doğan Jehan, maalesef yapayalnız ve sevgisiz bir çocukluk-gençlik geçirmiş. Hikayesini de ancak annesi-babası öldükten sonra yazabilmiş. Kendisi, İskenderun’da herkesin bildiği Makzume ailesinin torunuymuş.
57 yaşındaki babası (Adam, Jehan’a ”Bana çok alışma, ben yaşlıyım” diyor) ve aslında yaşam sevinci olan ama bunu akıtacak bir mecra bulamamış annesi ile geçen suskun ve yalnız yılları okurken çok üzüldüm. Geceden korkan, uykuya dalmakta zorlanan 6 yaşındaki çocuk odasına giremesin diye kapısını kilitleyen bir anneden, karısıyla aynı evin içinde 6 yıl konuşmadan duran bir babadan bahsediyoruz. Neyse ki dede ve evin hizmetçileri küçük kıza bol bol sevgi gösteriyor, sarılıp kucaklıyorlar. (Zaten kitabı hizmetçilerden birine ithaf etmiş. )
Sonunda baba evi terk ediyor ve Jehan, birkaç yıl öncesine kadar devam eden umutsuz bir çaba ile annesini memnun etmeye çalışıyor ve elbette edemiyor. Kızının üniversite yıllarındaki öğrenci evini ziyaret etmeden önce bavullarını gönderen, özel peynirleri-viskisi hazır olsun isteyen, illa ki yanında bir kadın arkadaşını getiren bir anneden bahsediyoruz. Jehan yine de annesinden nefret etmiyor veya hayatından çıkarmıyor ama biz bu kadının kötü bir anne olup olmadığını sorgular mıyız? Ben sorgulamam. Net olarak çocuğunu istismar eden bir anne profili var ve hiçbir sebep bu gerçeği hafifletmiyor.
Kulüpte bunun gibi ”elektrikli” konulara pek girmedik. Bizzat tanıdığımız biri olunca konuşmak kolay değil ama üyelerden bazılarının ”Anneyi de anlamak lazım” minvalindeki yorumlarına sinirlendim. Hayır efendim, bir zahmet bu anneleri de anlamayalım.
Yazım dilini şiirsel bulanlara şaşırdım; Hasan Ali Toptaş okusalar ne düşünürler acaba?
Aydan ve Ayşegül’ün bir-iki hafta önce babaları öldü. Gelmelerini beklemiyordum ama geldiler. Önümüzdeki ayın listesini Aydan hazırlamıştı.
Haziran kitabımız:

Yaz kapıda. 45 derece sıcaklarda bakalım neler okuyacağız ?




