Kadınlar Ormanı, Yorum

Kasım 10, 2025
139
Views

Deniz Yüce Başarır’ın youtube yayınında duyduğum Kadınlar Ormanı’nı iki günde okuyup bitirdim. Fark ettim ki Latin Amerika edebiyatı deneyimim büyülü gerçeklik ve Isabel Allende’den ibaretmiş.

Bu kitapta ise bambaşka bir şey var.

Prayers for the Stolen : Clement, Jennifer: Amazon.com.tr: Kitap

Sel Yayıncılık neden Kadınlar Ormanı demiş anlamadım. Kitabın orijinal adı ”Prayers For The Stolen” Türkçeye çevrilince ”Çalıntı eşyalar için dualar” gibi bir şey çıkıyor.  Hikayenin sonunda anne diyor ki ” Tanrı’ya şükürler olsun ki hayatım boyunca hırsızlık yaptım.” Acaba ona mı gönderme yapılıyor?

Hikaye benim için sürprizlerle doluydu. Çok şaşırtıcı ve çok hüzünlüydü. Bir kere o coğrafya hakkında hiçbir şey bilmiyorum; mekan Güney Meksika’nın Guerrero eyaletinin ıssız bir dağı. Bu dağda 15-20 kişi ancak yaşıyor. Hepsi kadın çünkü erkekler önüne gelen her dişiyi gebe bıraktıktan sonra bir şekilde ABD’ye kaçıyor ve geride kalanları unutuyorlar. Akrepler, karıncalar, sineklerle dolu evlerde yaşıyoruz ve dev kaktüslerle çevriliyiz. Yazar, atmosferi basit cümlelerle öyle güzel anlatmış ki okuma boyunca sanki ben de oradaydım.

‘ Meksika’nın her yerinde bilinirdi , biz Guerrero’lular öfke dolu insanlardık. Yatağın  içinde, yastığın altında saklanan saydam beyaz akrepler kadar tehlikeliydik. Guerrero’da ipler sıcaklığın, iguanaların, örümceklerin ve akreplerin elindeydi. Hayatın hiçbir değeri yoktu.” s.23

” Yaşadığımız dağda hiç erkek yoktu. Bu, hiç ağaç olmayan bir yerde yaşamak gibiydi. ‘Bu tek kollu olmak gibi bir şey’ derdi annem. ‘Hayır hayır hayır’ diyerek düzeltirdi söylediğini; ‘erkeklerin olmadığı bir yerde olmak rüya görmeden uyumak gibi. ” s.14

” Annem, sakın aşk ve sağlık için dua etme derdi ya da para için. Eğer Tanrı gerçekten ne istediğini duyarsa onu sana vermez. Kesinlikle.” s.18

Kahramanımızın ismi Ladydi. Evet bildiğimiz prenses Diana’dan esinlenerek konmuş bir isim çünkü…Çünkü bu anne nefretle dolu. Kocası tarafından defalarca aldatılmış bu kadının gözünde Lady Diana bir sembol ve nefreti azalmasın, intikam ateşi sönmesin diye kızına onun adını veriyor!

Ladydi’nin çocukluğu üç kız arkadaşı ile uyuşturucu çeteleri tarafından kaçırılmamak için çaba harcayarak geçiyor. Sert ve kendi kurallarına göre yaşayan annesiyle televizyonun merkezde olduğu bir yaşam sürüyorlar. Anne, aylarca kocasını bekleyip bir sürü beddua ettikten sonra durumu kabulleniyor ve sadece bira içip, televizyonda ne varsa hiç ayırt etmeden izleyerek, arada temizliğe giderek tekdüze bir hayat sürüyor. Hatta bu hikaye bir yere gitmeyecek diye düşünmeye başlıyoruz. Tabii ki öyle olmuyor.

Ladydi, 16 yaşına geldiğinde, şehirde bir çocuğa bakıcılık yapmak üzere yola çıkıyor ve kaderi sonsuza dek değişiyor. Çalışacağı villada haftalar boyunca yaşlı bir hizmetçi ve bahçıvanla vakit geçiriyor. Lüks bir villa, akrepsiz- böceksiz bir hayat, çiçekler, çimenler içinde yaşamaktan çok hoşnutken öyle şeyler oluyor ki kitabı elden bırakmak mümkün değil.

 

” Gerçek şu ki hapishanede sevilen tek bir erkek vardı, o da Georgia’nın- başka bir mahkum ama İngiliz – babasıydı. Adam efsaneye dönüşmüştü. Hapishanede babası tarafından sevilen tek bir kadın yoktu, tek bir kadın bile! Kadınların hepsi Georgia’nın babasının para ayarlamasını, Meksika’ya gelip onları ziyaret etmesini umuyordu. Onunla tanışmak istiyorlardı. ”Georgia’nın babasını Meksika’ya getirelim fonu” başlatmak gibi projeleri vardı. Violeta, onun adını koluna dövme yaptırmıştı.” s.192

” Kadınlar hapishanesinde bir erkeğin seni öpmesi her türlü doğumgünü ya da Noel hediyesinden, bir buket gülden, sıcak bir banyodan bile güzeldi. O öpücük yağmurdu, güneş ışığıydı ve dışarının tatlı havasıydı. ” s.193

” Kadınlar hapishanesinin önündeki ziyaretçi kuyruğunun kısa olduğunu herkes bilirdi. Erkekler hapishanesinin önündeki ziyaretçi kuyruğuysa uzundu; yolun aşağısına uzanıyor, neredeyse on blok boyunca devam ediyordu. Bunu bana Luna söylemişti. Daha ne olsun, kimse kadınları ziyaret etmiyor. Herkes erkekleri ziyaret ediyor. Dünyanın nasıl bir yer olduğunu anlamak için bu kadarı yeterli. ” s.211

 

 

Guerrero at war: chronicling southern Mexico's forgotten conflict – photo essay | Mexico | The Guardian

Google’da Guerrero araması yapınca böyle bir görsel çıkıyor.

 

Prayers for the Stolen

2021’de filmi yapılmış.

 

Yoksulluğun kol gezdiği, hukuk sisteminin işlemediği topraklardaki erkek sevdasını /bağımlılığını, kadınların o devasa çaresizlik ve öfkelerine rağmen kendilerinden vazgeçmeyi nasıl da bildiğini, çocuklarını kurtarmak için yapmayacakları şey olmadığını ve daha neleri neleri bu kadar basit cümlelerle anlatabilen böyle güçlü bir metin okuduğum için mutluyum. Şaşkınım. Edebiyatın gücünü hatta mucizesini beklemediğim bir anda görmek…Çok şanslıyım çok.

Not: Yazarla yapılan söyleşi. Hiç de Meksika kökenliye benzemiyor.

Deniz Hanımın videosundan bahsettiğimde ”Onlar bende var” diyen ve medikal firma elemanı ile bu kitapları bana ulaştırmaya üşenmeyen bir dostum var: Müşerref. İyi ki.

Kategori:
Günlük · Kitap Yorumu

TÜM YORUMLAR

  • Bahsettiğin için teşekkürler. İlgi çekici geldi bana da… Not ettim… Filmiyle mi başlasam 🙂

    Azize Namdar Kasım 12, 2025 4:46 pm Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir