Haziranda başlayan 20 haftalık programı dün akşam tamamladık. Sadece 2 oturuma canlı katılamadım. 18 saat boyunca notlar aldım, can kulağı ile dinledim, sorular sordum.
Bu program bana ne kattı?
Programın vaadi ”İlişki bilinçaltını dönüştürmek” idi. Dönüştü mü?
”Tamamen dönüştü, bilinçaltımı temizledim” vb laflar edersem bana inanmayın 🙂 Kireç mi bu porçöz dökünce akıp gitsin. Kuşaklar boyu süren kök inançların, 5 yaşından beri teyzelerimden ve etrafımdaki -neredeyse- bütün kadınlardan duyduğum şeylerin 5-6 ayda dönüşmesini zaten beklemiyordum.
En çok aklımda kalanlar şunlar oldu:
Eril-dişil, alma-verme işlerinde denge tutturmanın formülü-tekniği filan yok. Korku-kaygı-katılık zemininde hareket etmemek lazım. Biz kadınların içine düştüğü ”Kocaya annelik etmek” meselesini ele alalım; kocamın şefkate ihtiyacı olduğunu görüp ona destek vermemde sorun yok. Dişi varlığımın bazen anne, bazen eş, bazen kız çocuğu olabileceğini, bu roller arasında rahatça gidip gelebileceğimi hatırlayabilirim. ”Şimdi annelik edersem arkası gelir, hep çocuk olmak ister” benzeri korkularla felç olmamak lazım.
Herhangi bir kişiye, inanca, düşünceye yapışmak ,”Onsuz eksiğim” demek insanı önünde sonunda çıkmaza sürüklüyor.
”Kadın şöyledir, erkek böyledir” ya da ”Dağ gibi olmalıdır, yemek beraber yenmelidir, kayınvalide aranmalıdır, zor zamanlarımda yanımda durmalıdır” vs her türden ”-meli, -malı” kalıplarımızı çöpe atmadan pek bir dönüşüm olmuyor.
Kadın arkadaşlarla yapılan ”Erkolar kapatılsın” muhabbetleri bir noktadan sonra iyi gelmiyor olabilir mi? Eşle yaşanan sorunları ”Sizin için dua ediyorum. Bunları aşabileceğinize inanıyorum.” diyebilen birileriyle paylaşmak, daha çok dua etmek, mağdurlar mahallesinden çıkmak faydalı.
Benim ilişki için yapabileceğim en büyük şey ”Ben bu sofraya ne koyuyorum? Ne koymak istiyorum?” sorusunu düşünmek.

Ev Kadın dergisinde yayınlana sofra adabıyla ilgili bölümlerden: “Güzel ve Kibar Yemek Servisi”. Kaynak: Ev Kadın no. 1 (Nisan 1949), s. 16.
Programda Zorlandığım Yerler Neler?
İlk oturumlar, analitik-çözüm arayan eril yanıma çok iyi geldi. Bilinçaltını besleyen kaynaklar, ilişki sofrası, şeytanın işleri, ilişkinin 6 ihtiyacı gibi başlıklarda ders dinler gibi dinledim, sık sık ”Demek ki bundanmışşşş” dedim.
10.buluşmadan sonra konular daha dişil-gizemli-belirsiz bir hâl aldı ve ben koptum. Oğulcan Bey sanki başka bir gezegenden bahsediyor gibi geldi. Herkesin mutlu olduğu, birbirine sarıldığı, yargılamadığı, beklenti içinde olmadığı; bir nevi Teletubby Evreni 🙂


Biz somut konularda konuşup, şikayet etmek istedikçe ”ama hocam, ama hocam” diye itiraz ettikçe Oğulcan bey sakin sakin ”Ne vermek istiyorsunuz? Sofraya ne getiriyorsunuz? İçinize bakın, ihtiyaçlarınızı yazın, bilmediğiniz kaynaklara güvenin” dedi 🙂 Şaka bir yana, onun bize göstermek istediği bambaşka bir şey vardı ve aslında tam olarak ihtiyacım buydu; akılla gidilemeyecek yerlere giden manevi bir dolmuş.

Özetle bana iyi geldi. Katılmayı düşünenlere öncelikle instagram hesabını (@safbilinç) takip edip ücretsiz ya da tek seferlik çalışmalara katılmalarını, Oğulcan’ı dinleyip tarzını az-çok görmelerini tavsiye ederim. 20 hafta oldukça uzun bir süre. 10-12 kişi başlamıştık, birkaçı yolda ayrıldı, birçoğu canlı yayınlara hiç gelmedi. En kalabalık olduğumuzda 6-7 kişi ancak olabildik.
Not: Son 5 oturumu başka bir yazıda özetleyeceğim. Saf Bilinç etiketine tıklarsanız tüm programın detaylı notlarını bulabilirsiniz.
Not: Ücret merak eden varsa 20 hafta için 15 bin lira ödedim. Program bir daha açıldığında muhtemelen fiyat değişmiş olacaktır.





TÜM YORUMLAR
İlginçmiş… Teşekkürler paylaşım için. 🙂