Eski dostlarımız Astrid ve Max temmuzun 19’unda geldiler. Değişik bir rota izleyip Kos’dan Turgutreis limanına geçtiler. O gün marinada büyük bir festival vardı. Karşılamaya ailece gittik iyi ki öyle yapmışız; hem park yeri sıkıntı oldu hem eşyaları çoktu. Emre, Astrid rica ettiği için kocaman bir Türk bayrağı ile bekledi. Max uçaktan indiğinde hep gördüğü bayrağı göremeyeceği için üzülmesin diye. Analık bambaşka bir şey vesselam.
Birkaç gün sonra Emre’yi de alarak Dalyan’a gittiler ve 26 temmuzda, sanırım 5. kez tekne turumuzu yaptık. Aynı kaptan, aynı rota. Eren’le bir gün önceden yola çıktık. Sema da gelecekti, son anda rahatsızlandı ve gelemedi. 13.00 gibi çıktık. 16 gibi Muğla’daki büyük AVM’de mola verdik. Niyetim hem şarjımı tamamlamak hem misafir kalacağımız Müşerref’e ufak bir hediye almaktı. Şarj istasyonları doluydu ama hediyemi aldım, acıktığımızı fark edip yemeğimizi yedik. Yavaş gittim, yol uzadı da uzadı. Müşerref’in planı vardı o gün, biz ondan önce eve girdik. Çayı demledim. Eren, kızın uzay bisikletinde canı sıkıldıkça spor yaptı. O geldikten sonra bardak bardak çay eşliğinde sohbet ettik. Özlemişim. (Eren’in, ben niye Dalyan’a geliyorum ki her sene? aydınlanması pek hoştu.)

Ertesi sabah sağ olsun kaptanımız beni motorla karşıladı ve ücretsiz park yeri gösterdi. Astridler gelene kadar hemen teknenin önünde mavili-beyazlı kafede oturduk.

Arkadaşımız mavi yengeç yakalamayı ve yemeyi pek seviyor. Bu sene bazı yasaklar getirilmiş yengeç tutma konusunda. o yüzden ortalık kalabalıklaşmadan birkaç yengeç tuttular. Hemen karnının altında kahverengi iki kocaman yumru olan yengeçlerin hamile olduğunu bu yıl öğrendik. Onları geri attık.


Delikli taşın olduğu koydan önce tek yüzme molası verdik. Küçük kumsala bu sene çıkamadık, su yükselmişti. Çocuklar SUP mudur board mudur o tahtaların üstünde epeyce takıldı. Dalga yoktu ve su biraz soğuktu ama delikli taşın orada kimsenin olmaması ve cam gibi berrak su keyfimizi yerine getirdi. Mangalı o mevkide yaptık. Yüzme sonrası yemek yemenin keyfi bambaşka. Karnımızı tıka basa doyurduk.



İztuzu kumsalında ben denize girmedim. Oğlanları izledim. Önceki turlarda da burada duruyorduk ama bu kafeyi görmemiştim. Pırıl pırıl şezlonglar, bir örnek şemsiyeler hoşuma gitti. Kendime bir Türk kahvesi ve soda ısmarladım. (250 lira)



Son durağımız termal suyun olduğu ala göl koyu. Dipten çıkan çamurla yüz maskesi ritüeli sonrası dönüş yolu.
Cennette yaşadığımızı bir kez daha anımsadığımız güzel bir gün oldu. Dönüşte hiç durmadım. Eren uyuyordu, üç buçuk saatte eve geldim ama o kadar yorulmuşum ki ertesi gün 12.30’da uyandım.
Yabancı dostlardan öğrenecek çok şey var; hayatın tadını çıkarabilmek bunların ilki.




