Bu aralar cennet-cehennem ve araf arasında mekik dokuyoruz ; gün oluyor ”Ne cesaretle ikinciyi doğurdum?” diyorum. Emre’yi okuldan aldığımız andan itibaren sabır taşı oluyoruz babasıyla. Olur olmaz herşeye ağlamalar ,oyuncak istemeler (markete girmeye korkar olduk ), zinhar yemek yememeler ,diş fırçalamamalar.. Sabah olunca giyinmemek ,bir çorap giydirmek için dil dökmek vs derken saçımızı başımızı yolma noktasına geliyoruz. Eren desen ayrı bir hikaye..

Ertesi gün bir bakıyoruz bambaşka bir havadayız. Emre gayet uyumlu ,kardeşine sarılmış ”Erennn sen ne güzelsin ” diyor , giyin diyoruz giyiniyor soyun diyoruz soyunuyor. Evde bir bayram havası.

Böyle gelgitlerle geçiyor günlerimiz. Facia diyebileceğimiz günlerde yarının başka bir gün olduğunu anımsatıyoruz kendimize ve birbirimize. Fazla strese girmeden ,hergünün aynı olmayacağını unutmamaya çalışarak o anları atlatmaya çalışıyoruz.

Dün okul dönüşü tam da eve 5 dakika kalmışken uyudu Emre. Yanlış olduğunu bile bile ses çıkarmadık sabah 6’da kalkmıştı çünkü. Eren acıkmıştır diye eve koştum ,baba Emre’yi oto koltuğundan alırken uyandı ve annemi istiyorum ağlaması başladı. Küçük biraz emmişti, zorla memeden ayırıp, bakıcıya bırakıp Emre’yi almaya gittim ,babanın da hastaneye gitmesi gerekiyor acilen, yağmur ve soğuk bir yandan. Bu sefer de ”Babam gitmesin” ağlaması başladı. Arabadan inmiyor ,baba hastaneye götürmek istemiyor, zorla eve soktum. Elimden kurtuldu ,kapıyı açıp yola koyuldu. Üstümüzde ince birer penye ayağımda terlik var. Dil döküyorum ama hiç dinlemiyor. Eve geldim ,montlarımızı aldım, giyindik, babayı beklemek için sitenin girişine gittik. Soğuk filan dinlemeden epey oturduk taşların üzerinde. Zaten Emre doğduktan sonra kendimi Taksim metro girişinde kucağında çocuğuyla dilenen kadınlar gibi hissetmişliğim çoktur ,bu da öyle bir andı. Bir süre sonra bir köpek havlaması duyduk , ”Köpekler gelmeden eve gidelim mi ”cümlesi ile ikna olup eve geldi. Tüm bu süre boyunca gayretle ağladı tabi. Eve geldiğimizde ise pamuk helva kıvamındaydı. O ana kadar geçen 20 dakika belki yarım saatin bana getirisi  saçımda bir tane daha beyaz teldir sanıyorum.

Sekiz buçuk civarı kucağımda uyuyakaldı , küçük de sakindi, biz de çay içip çekirdek çitleme moduna geçmiştik.Çocuklu hayatı merak edenler varsa buyrun efendim, böyle işte. Ne resimdeki gibi pırıl pırıl ne iç karartacak kadar karanlık. Her gün dört mevsimi doya doya yaşıyoruz.

E-POSTA ABONELİĞİ

Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresini yazarak her yeni makaleden anında haberdar olabilirsin

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler yanlış gitti. Lütfen tekrar deneyin.

Bir cevap yazın