-Üzerimde Mustafa’nın bin yıllık uzun kollu tişörtü, üstelik kusmuklu, altımda beş senelik taytım ve yamulmuş nike’larım, kolumda ise leopar desenli postacı çantamla, Marina’nın ordaki çocuk parkında, sınıf annelerinden en bakımlısı ile karşılaştığım akşamı

-Saçlarımdan bahseden iş arkadaşımın, ”Önce güzelce bir yıka” demesini..

-Saç taramak ve diş fırçalamak için işe gelmeyi beklediğimi, çoğu zaman bu işler için tuvalete gidene dek aynaya bakmadığımı, bakınca da şok geçirdiğimi..

-Uykusuzluktan geberirken sabahın beşinde kalkıp Emre ile arabacılık oynadığımı, hafta sonları sadece sokak köpeklerinin olduğu ıssız ara yollarda, bisiklet / skutır keyfi yaptığımızı.. Pepe’nin şarkılı, türkülü, oyun havalı bölümlerini tekrar tekrar izlediğimi.

– Umutsuzluktan saçmaladığım anları, travmatik anıları..

-Evin depoya dönüştüğü son beş yılı..

Bütün bunlara rağmen kendimi ne kadar mutlu hissettiğimi (her zaman değil!) unutmamak için mi bu yazı?

E-POSTA ABONELİĞİ

Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresini yazarak her yeni makaleden anında haberdar olabilirsin

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler yanlış gitti. Lütfen tekrar deneyin.

Bir cevap yazın