Hasan Ali Toptaş Hakkında Düşüncelerim

Ocak 21, 2021
27
Views

HAT okumaya devam ediyorum ve devam edeceğim. Elimde üç belki dört kitabı vardı, alsatkitap isminde yeni bir uygulama keşfettim. Gölgesizler’i görünce hemen aldım, satıcı iki kitabını da hediye gönderdi. Pek mutlu oldum.

Medyada yazılan çizilenlerin pek azını okudum. Elbette böyle bir şüphe hiç oluşmasa daha mutlu olurduk ama benim HAT’ın kalemine duyduğum hayranlık devam ediyor.

Türkçeyi çok iyi kullandığını, kelimelerle yıllardır oyunlar oynayıp bu işi çok ciddiye aldığını düşünüyorum. Onu tanımak isteyen Başlarken Yalnızsın Bitirdiğinde Daha Da Yalnız‘ı okumalı. Şöyle diyor mesela:

”Benim hayatımın 25 yılı küçük taşra kasabalarında geçti. Oralarda yazmak korkunç bir şey tabii, bir anlamda yalnızlık içi yalnızlık. Öyle ki bir Türkçe öğretmeni ile karşılaştığında seviniyorsun. Ya da herhangi bir insanın ağzından Sait Faik’in adı çıksa ona çok yakın bir akrabanı görmüş gibi bakıyorsun.İçinden, sırf Sait Faik’i biliyor diye sarılıp öpesin geliyor. ”

Belki ben de taşrada büyüdüğüm, 5 yıllık İstanbul’u saymazsak hayatım boyunca taşrada yaşadığım için bu satırlar kalbimi sımsıcak yapmıştı. Okumak ve yazmak insanı sürüden ayırır; bu her zaman iyi bir şey değildir. Herkes bir akıntıya kapılmış gitmekte, okuyan ise akıntının tersine kürek çekmektedir; yorgun ve en fenası yalnızdır. Kendine kitaplardan bir dünya kurmak sadece kendi bildiğin dilde bir film yapıp döne döne izlemektir. Başka kimse anlamaz ne dediğini; her ay gelen kitap kolilerini şaşkın gözlerle izlerler. Hele ki uzak bir taşra kasabasında.. Adını koyamadan da olsa 30 yıldır böyle hissettiğim için benim için HAT’ın yeri başkadır .

Sürüye katılamayan, beğenilmediğini, istenmediğini düşünen, 25 yıl memurluk yapan HAT birkaç yıl içinde meşhur oldu. Kitapları binlerce sattı, fanatik bir hayran kitlesi oluştu, parayı gören medya tüccarları HAT’ı cilalayıp parlatmaya doyamadı.

“Toptaş’a yazarlık âdeta bahşedilmiştir.”
-ANDREW RIEMER, Sydney Morning Herald-

Türkiye’nin Kafka’sı oldu, söyleşiler, imza günleri derken HAT, hayal bile edemeyeceği bir noktada buldu kendini. Yıllarca yaşadığı fildişi kuleden indiğinde alkış kıyamet tezahürat yapan binlerce kişi buldu. Belki de o yazılarının öylece unutulup gideceğini sanıyordu.

Böyle bir beğeni ve hayranlık kimin hoşuna gitmez? Kimin dengesini bozmaz? ”Oh olmuş, iyi ki yapmış” demeye çalışmıyorum, dengesinin bozulması insani bir durum diyorum.

Haber kaynağı internet olduğunda okuduğumuz her cümlenin sonuna bir soru işareti koymak zorundayız. İddia sahibi benim bildiğim 3 kadın da reşit, yaşları küçük değil. Pelin Buzluk evine gittim diyor. Sonra ne olduğu meçhul. Eşime bile anlatamadım dediği şey nedir? Koskoca kadın neden buna razı olmuş artık her neyse? Kitabı basılsın diye mi? 1 yıl sonra çıkan kitabında bir öyküyü neden HAT’a ithaf etmiş? İfşada bulunan diğer kadınlar kim? 20 kadın demek , bir insanı karalamak, çoluk çocuğunun sırtına bu utancı yüklemek ??

Yayınevlerinin anlaşma iptali, kitabevlerinin kitap satışını durdurması filan tam komedi. Kitabı da yazarı da ÜRÜN olarak gören paragöz patronların ”kusurlu mal” muamelesi yaptıkları adam HAT. Yargıya taşınmış, mahkemeye yansımış bir süreç bile yok .

Ortaya bir eser koyan adamlar ahlak abidesi olmak zorunda değil benim için. Şu an bu ülkede Acun’un metresi olmak için can atan kadınlar kuyruk olsa Fizan’a yol olur ama Acun’dur yapar diyip oralı bile olmuyoruz. Şu ülkeye ne faydası olmuş bu adamın? Ama HAT, Türk edebiyatı denince ismi pırıl pırıl parlayan bir insan olarak çok uzun süre hatırlanacak.

Son söz yine onun:

” İnsan kalemi alıp yazmak için eğildiğinde gerçekten doğru dürüst yazmak istiyorsa , ya kendi boyutlarını kavramayacak kadar büyümeli ya da kendi kendini göremeyecek kadar küçülmelidir.”

E-POSTA ABONELİĞİ

Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresini yazarak her yeni makaleden anında haberdar olabilirsin

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler yanlış gitti. Lütfen tekrar deneyin.

MAKALE ETİKETLERİ:
MAKALE KATEGORİSİ:
Kitap Yorumu

TÜM YORUMLAR

  • Yazınıza nasıl yorum gelmemiş hayret doğrusu… o dönemi hatırlıyorum da Hasan Ali Topbaş’ı yerden yere vuruyordu herkes sosyal medyada…

    Yani adam bildiğin sapık olsa elbette okuru da etkilenir. Ama olayın üzerinden uzun zaman geçtikten sonra linç kültürünün çalıştırılmasında ciddi sorun var.

    Çok güzel toparlamışsınız olayı…

    Abdullah Şubat 21, 2021 8:56 pm Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir