Blogunu severek takip ettiğim Levent Cantek ‘in senaryosunu yazdığı Bozkır -neredeyse- True Detective kıvamında bir iş olmuş. (6 yıl önce yazdığım ilk sezon yorumumda da True Detective’e gönderme yapmışım. Vay arkadaş!)
İkinci sezon 2023’de yayınlanmış; bir türlü denk getiremedim herhalde ve iki arada bir derede izleyip heba etmek istemedim. Kimsenin evde olmadığı bir günü bekleyip 6 bölümü peş peşe izledim (Toplam 8 bölüm). Çok çok beğendim. Bu aralar izleyecek bir şey arıyorsanız ve taşra hikayelerini, polisiye işleri seviyorsanız kaçırmayın.
2. sezon böyle şahane bir jenerikle başlıyor. Duvar halısı gibi harika bir detay acaba kimin aklına geldi? Şu işin The White Lotus dizisinin jeneriğinden fazlası var eksiği yok. (Halıyı dolap uygulamasında buldum bu arada ama almadım henüz :))
İkinci sezonda yine bir seri katilin peşindeyiz. Yine idealist ve iyi polislerimiz, boş vermiş kötü polislerimiz, düzen adamı bir emniyet müdürümüz, çıkarcı ve kurnaz kasabalılarımız var. Yine erkeklerin hikayelerini izliyoruz. Mutsuz, boş bakışlı, karıları tarafından terk edilmiş, dünyanın bütün yükünü sırtlamış gibi görünseler de öfke-şehvet ikilisinden başka duygusu paradan başka arzusu olmayan, suça bulaşmaları an meselesi. Kadınlar -gerçekte de olduğu gibi- ya hiç yok ya da figüran.
Seyfi’nin yanlış olduğunu bilse de evli bir kadın arar aramaz koşa koşa gitmesi, Payidar’ın ağzına attığı yaprak sarmasını çiğnerken dolan gözleri, koskoca emniyet müdürünün pavyon şarkıcısına sırnaşması, bıçkın polis Tarık’ın müdürden fırça üstüne fırça yiyip arkasından ana-avrat küfretmesi, Aliço’nun komik bir şortla şarkıcının dizlerine yatması gibi nice sahne bana bir kez daha gösterdi ki şu gariban dünya kadınların yüzü suyu hürmetine dönüyor 🙂

Alevi dünyası ve Alevilik felsefesinin 2. sezona çok yakıştığını düşünüyorum. Türküleri, dansları, barışçıl ve hümanist bakış açıları ile coğrafyamız için ne kadar önemli bir topluluk.
Çatışmaya giden polislerin ısrarla çelik yelek giymemesi, telsiz kullanmamaları, katilin elini kolunu sallaya sallaya onlarca polisin arasından kaçıp gitmesi gibi mantıksız detaylara rağmen görsellik-müzik-atmosfer-oyunculuk yani aklınıza ne gelirse hepsinde çok başarılı bir iş olmuş.
Arkanıza yaslanın, elinizden telefonu bırakın ve tadını çıkarın dostlar.
Not: Seyfi komiser ve annesinin diyaloglarını anmadan geçemeyeceğim. Bravo Levent Cantek.




