Yıllardır, özellikle adından dolayı okumak istediğim bir kitaptı. Yine tesadüfen elime geçti ve çabucak okuyup bitirdim.

İlk basımı 1964 yılında yani 55 yıl önce yapılmış. O zamanlar için büyük ses getirmiş olmalı. Bizden de meşhur Bakırköy Ruh ve Sinir’in iç yüzünü yazan birileri olmuştu.

Bizler gibi ”dışarıda” olanlar için hep uzak ve ürkütücü olan Akıl hastanelerinden birinide üç yıldan fazla kalan 16 yaşındaki Deborah’ın anlatımı ile delilik ve normallik olgularına bakıyoruz 282 sayfa boyunca.

Özetle konusu şöyle: Deborah yediği önünde yemediği arkasında bir çocuk olarak büyümüş. Varlıklı bir dede, sevgi dolu bir baba, hırslı ve kararlı bir anne, bir kızkardeş. Çok zeki ama uyumsuz davranıyor, resim yapıyor, sosyal ilişkileri iyi değil. Ebeveyni sonunda ciddi bir sorun olduğunu anlayıp kızlarını akıl hastanesine getiriyorlar ve neredeyse dört yıl orada kaldıktan ve mucizevi doktor Furi’nin yüzlerce seanslık terapisinden sonra tekrar hayata karışıyor.

” Joanne Greenberg’in kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı kitap ” olduğu her yerde vurgulanmış. Yazarın web sayfası var. Orada yazdığına göre evlenmiş, iki çocuğu olmuş. Normal, sağlıklı bir yaşamı var. Artık anlatılanların ne kadarı gerçek, ne kadarı kurgu bilemiyorum.

Neleri sevdim?

Gerçekçi olmasını sevdim bir kere. Doktorlar, hastalar, seanslar..Sanki orada gibi hissettiriyor.

Deborah’ın anne ve babasının duyguları, çelişkileri çok iyi aktarılmıştı. Babanın hüznü, annenin dayanma çabası..Çok zor iş vesselam..

Bir hastanın akıl hastanesinde olmayı rahatlatıcı bulması ilginçti. Romanın sonlarına doğru yine zengin bir genç kız geliyor hastaneye ama aile ile ilk görüşmede , fikrini değiştiren ebeveyn kızı geri götürüyor. Bir süre sonra da gazetede intihar haberini okuyorlar.

İntihar eden kız Carmen..

Kitap bana şöyle bir aydınlanma yaşattı: İnsan yavrusu büyümek için başkalarına uzun süre muhtaç. Bu zorlu ve sancılı süreç en az 10-12 yıl demek. Bir çocuğun nereden ve ne kadar derinden yaralanacağını bilmek ise imkansız. Kişinin kendisi bile kırklı yaşlara doğru aydınlanıyor, fark ediyor ne zaman nasıl travmatize olduğunu.

Kitaptaki kızın Yahudi ve göçmen bir ailenin ilk torunu olması travanın başlangıcı ve ana ekseni gibi duruyor.

Neleri sevmedim?

Deborah’ın zihninde yarattığı dünya: Yr krallığı, çeşitli tanrılar..Akılda tutması zor geldi. Fantastik edebiyat hiç mi hiç okuyamadığım bir alan. O kısımları hızlı geçtim.

Sevmemek değil ama çocukluk acılarının ne kadar derin olduğunu, kısmen de olsa düzelme için işinin ehli bir terapistle (Dünyada sayılı bence bu kişiler) yüzlerce seans çalışma zorunluluğunu fark etmek moral bozucu oldu.

Sonuç?

On üzerinden altı ile yedi arasında kararsızım. Ruh sağlığı ile uğraşanlar elbette okumalı ama bu alanla ilginiz yoksa şart değil bence.

E-POSTA ABONELİĞİ

Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresini yazarak her yeni makaleden anında haberdar olabilirsin

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler yanlış gitti. Lütfen tekrar deneyin.

7 YORUMLAR

  1. Bu kitabı üniversite yıllarımda okumuştum sanırım ve o zamanlarda sadece etkilendiğimi hatırlıyorum. Nedense kitap konusu hiç kalmamış aklımda :/
    Kitapla ilgili yorumun hatırlatıcı oldu bana, yorumuna sağlık..

    1. Birçok kişi lisede okumuş 🙂 Aslında o yaşlar için ağır bir kitap bence. Sağol uğradığın için 🙂

  2. Elimde bulunan ve başlamakta kararsız olduğum bir kitaptı. Güzel yorumun için teşekkür ederim. Ben de erteliyorum. Belki başka bir zaman…

    1. Hımm..Karamsar mı değil ama düşündüren ve kasvetli bir kitap. Neyse ki sonu iyi bitiyor. Oku, çıksın aradan.

      1. Başka bir kitaba başladım ve ondan sonraki de belli…. Üçüncü sıraya alıyorum

  3. Kitabın ismi gerçekten çok ilgi çekici. Ben de okumak istiyorum ama bir süre erteleyeceğim sanırım. Şu an için bu kadar karamsar bir kitap okumak istemiyorum.

    1. Kış için çok uygun aslında 🙂 Hoşgeldiniz Şule hanım ?

Bir cevap yazın