Emre ile EBA’dan ders izliyorum. Din kültürü dışında tüm dersleri gayet güzel anlatıyorlar. Din dersinde ise hem öğretmenin ses tonu ve vücut dili hem de akademik boyutta Arapça sözcüklerle ders anlatması sebebiyle direk uyku bastırıyor. Kendimiz kitaptan okumaya karar verdik o sebeple. 10 yaş çocuğa hicret, Taif, müşrik vb kelimelerle ders anlatıp dinden soğutmamak lazım.

17 nisan, Ortakent kaçamağı..Nasıl güzeldi hava, Emre’nin gitarını bile götürdük.

Emre bu sabah çok neşeliydi. Cıvıl cıvıl şakıdı, kuşlar gibi. Modemi erkenden bulmuş olmanın keyfiydi galiba. Şu araba nasıl, bunu alayım mı, youtuberlar dis atmış vb bir ton muhabbet..Özel hayatın gizliliği diye bir şey geçmişti sosyal dersinde onu söyledi; babasına rüyasını anlatması için ısrar ettiğimde. Eren alayına isyan ve ”Yapamammmmmm” havasında. Bıraksak 22 saat GTA / Fortnite oynayabilir.

Netflix’de günler sonra beni heyecanlandıran mini dizi:

Kostümler on numara, zalım ev sahibeleri ve Grace’in masumiyeti iç burkucu. Neyse ki sadece 6 bölüm.
Youtube’da tamamı var ama ağır, karanlık bir film. Gece izlemelik. Uyuyakaldım izlerken, o derece. İçinde şiir var, Cortazar var, edebiyat var..Yine de herkese uymaz.
“Biz satranç oyuncusuyuz sevgilim,
Üzerimizde kara bir leke
Biz satranç oyuncusuyuz.
İnanmıyoruz ceketlerin düğmelerine,
İnanmıyoruz takvimleri savurarak gelen geleceğe
İşte yitirdik bütün taşlarımızı
Darmadağınık oyun tahtası.
Bir tek şahımız kaldı sevgilim
O da evli iki çocuk babası.
Kelimeler önümüze çıkıyor sevgilim
Uykumuzu bölüyor burdan çocukluğumuza kadar,
Burdan çocukluğumuza kadar bir telaş…
İçi boş kuşları kovalıyoruz,
Hep bir sebep arıyoruz herkese küsmek için.
Hemen o cumartesi buluyoruz, hemen o pazar.” (Barış Bıçakçı)

Özetle izlenenler günün yarısını kaplıyor.

Evde olduğumuz günler başka neler yapıyoruz? Cumartesi günü minik bahçede domates-biber-çilek-salatalık diktik. Eşim atölyede ahşap işleri yapıyor. Mutfakta yeni tarifler denedik, humus ve börülce salatası yaptık, bayıldık, pek lezzetli ve doyurucu oldular. (Çocuklar yemedi)

Şu yazıya koymaya resim bakarken instagrama geçmem ve domingo yayınlarının (Atlas ismindeki nefis kitabın yayıncısı) indirim ilanını görüp oraya dalmış olmam ise üstteki paragrafın günlük hayatımızın yüzde birlik bir kısmını kapladığını gösterebilir. Evet.

Evet, işin aslı bu. Online alışveriş bataklığında kaybolmuş durumdayım. Benim gibi içten içe hep ”kar etmek / az harcamak ama her istediğini de almak/ elimdeki beş lirayla şunu alacağıma bunu mu alsam hesapları yapmak ” dünyasında yaşayan biri için instagram çok tehlikeli. Bir de Dolap uygulaması. Bir hafta öncesine kadar hiç bakmıyordum Dolap’a ama neasıl ki geçen hafta tekrar hesabıma girdim, aboovvvv kuyuya düşer gibi düşüyorum o gün bugündür. Çocuklara terlik (Crocs) bakıyorum mesela.Birinin altında 2-4 yazıyor, birinde J1-2 hoppp geçiyorum crocs numaraları sayfasına, 32-33 oluyormuş bu numaralar, anladık ama bu crocs denen illeti bir numara büyük alacaksın, kalıpları dar ve gerçekten o kadar rahat giyiyor ki çocuk en az iki yıl giyer hesabı yapmak lazım. O zaman altında j3 yazanı bulmak gerek. Yani 100 lira kar (şapkalı a nasıl yapılıyor bilen var mı) edicem diye onlarca dakika ekrana kilitlenip kalıyorum; sonuç : ALAMIYORUM. Yani sıfır. Boşa harcanmış zamanlar..

İdefix’ten kitap bakıyorum çünkü BDK canlı yayında güzel bulduğum bir kitap okudu: Doğum Günü Pastası. Çocuklar aynı kitaplardan sıkıldı, alayım o zaman, aa kitap yurdunda yok, idefixte var ama 100 lira üstü kargo ücretsiz ve ben 8-9 lira kargo ödemekten nefret ediyorum, o zaman birkaç kitap daha ekleyeyim, tabi önce instada bu kitapları incelemem lazım. O kadar çok hayal kırıklığı yaşadım ki son zamanlarda, bknz Adile Naşit’i anlatan Oyuncu, sonra Beyaz Kale..İlber Ortaylı tavsiye etmiş diye Pamuk2a bir şans daha vereyim dedim ama yok yok, o kadar tatsız bir okuma oldu ki..Birbirine tıpatıp benzeyen bir İtalyan köle ve onun Osmanlı sahibi ile sayfalarca süren, iç karartıcı bir hikaye.. Sanırım Napoli Romanları’ndan beri beni heyecanlandırıp karnımda kelebekler uçuran bir yazara rastlamadım..

Sibel Öz, tezini kitap olarak bastırmış. Ne tezler var ya Rabbi..

Bu aralar böyle hayat, alışverişte asla bulunamayacak mutluluğu inatla kovalıyorum.

Şu anda Bodrum Belediye hoparlöründen ”Elbet bir gün buluşacağız” çalıyor, Zeki Müren’den..Karantina günlerine bir not olarak düşelim.

Yazının sürprizi

E-POSTA ABONELİĞİ

Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresini yazarak her yeni makaleden anında haberdar olabilirsin

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler yanlış gitti. Lütfen tekrar deneyin.

2 YORUMLAR

  1. Bahar havası herkesi mutlu etse de dışarı çıkamıyoruz maalesef. Tabii ki elbet bir gün buluşacağız. Bu arada Barış Özcan kitap çekilişi yapıyor katılmanızı öneririm. Sevgiler.

    1. Teşekkür ederim Samet, elbet bitecek bu günler..Uğradığın için sağol.

Bir cevap yazın