Sevdim çok sevdim bu kitabı. Kız erkek çocuk fark etmez ebeveynler başta olmak üzere herkese tavsiye ediyorum.

Yazarlar amaçlarını oğlan çocuklara ”duygusal okuryazarlık” becerisi kazandırmak olarak tanımlamışlar. Daha çok erkeklere danışmanlık yapan iki terapist olarak duygular söz konusu olduğunda çocukların ya duyguların derinliklerinde boğulduğunu ya da hiç bulaşmadan kıyıda köşede bir yerde durduklarını görmüşler.

Duygusal okuryazar olmamanın sonuçları şiddet, vurma kırma, okulda uyum sorunları, alkol-ilaç bağımlılığı, mutsuz bir ruh hali gibi uzayıp giden upuzun bir liste. Bu yüzden oğlanların duygusal yaşamını korumak çok ama çok önemli.

Duygulardan konuşmanın ”kadınsı” bir şey olduğu, erkeklerin güçlü olması, sağlam durması gerektiği, duygusal olmanın ise zayıflık olduğu bilgisi çocuğa sistematik olarak yıllarca veriliyor. Önce ana-baba, sonra okul, sonra akranlar, medya, derken bir erkek duygularını tanıma ve tanımlama olgusundan neredeyse tamamen habersiz hale geliyor.

Kitabın sonunda bir söyleşi var ; diyor ki Michael Thompson :

” Oğlanlara ‘kızgınım; hayır, nefret ettim’ demek yerine ‘Utandım; kötü hissediyorum; bu gururumu incitiyor’ gibi şeyler söylemeyi öğretmemiz gerekiyor. ” s.356

” Meselemiz, çocuklarda temel bir duygusal sözcük dağarcığı geliştirmek. Bir oğlan incindiğini söylüyorsa ve bulunduğu ortamda bu kabul görüyorsa incindiğini fark etmeye başlar. İncindiyseniz ve kimse size bunu nasıl söyleceğinizi öğretmemişse bir süre sonra hissettiğiniz şeyi incinme olarak algılayamazsınız. Daha ziyade sizi hiddetlendiren şekli şemali belirsiz bir utanç duyarsınız. ” s. 356

Diğer danışman ise şöyle diyor :

”Duygusal okuryazar olamamak daha çok soyutlanma ile ilgili. Televizyondan önce insanlar arasında etkileşim vardı. Televizyonun önüne oturmak ise sohbetten kaçma yöntemi ve ebeveynler bunu hep yapıyor. Çocuklar kontrolden mi çıktı ebeveyn disipline yönelmek yerine hemen televizyonu açıyor. Bu durum bence eskisine göre daha çok şeyi gizlememize neden oldu. Duygusal huzursuzluk ve hüsranla başa çıkabilmek için gereken alıştırmaları artık yapamıyoruz. ” s. 357

Duygular konusunda dikkatli olduğumu düşünürüm ama kitabı okurken kendimde cinsiyetçi bir bakış açısı yakaladım çoğu zaman. Örneğin 39. sayfada verilen bir örnek var; dört yaşında bir çocuk annesine oto koltuğu ile ilgili bir şey sorduğunda anne üşenmeden uzun ve anlayışlı bir cevap veriyor. Çocuk takdir edildiğini hissediyor ve bu tarz soruları tekrar sormak için hevesleniyor. Oysa aynı çocuk başka bir çocuğun neden ağladığını sorduğunda genellikle onu geçiştiriyoruz. Bu kısa ve keyifsiz konuşma oğlana bir rahatsızlık hissi veriyor.

Böyle minik minik hamlelerle oğlanların duygusal iklimini çöle çeviriyoruz ve sonunda içinde ne olup bittiğini bilmeyen, sadece öfke/ huzursuzluk/ boşluk / can sıkıntısı gibi olumsuz bir yelpazede gezinen ergenler ortaya çıkmasına katkıda bulunuyoruz.

Babalar ve oğulları kısmı çok etkileyiciydi. Bir erkeği ağlatacak pek az şey vardır, ağladığında ise büyük olasılıkla bu babasıyla ilgilidir demişler. Erkek arkadaşlarla paylaştım resmini çekip ama hiç yorum gelmedi :))

Oğlanlar neye gereksinim duyar başlıklı son bölümde özetle şunları söylüyor: İlk ve en önemlisi kendilerine duygu kapasitesi olmayan bireyler olarak bakılmaması. İkincisi onlardan daha az okul / sportif başarısı ve daha çok öz kontrol, saygı, empati beklemek. (Hoşumuza gitmeyen bir şey yaptıklarında ”Oğlanlar böyle iste ne yapalım” diyerek görmezden gelmemek.)

Somut önerileri şöyle sıralamışlar:

-Oğlan hoşlansın veya hoşlanmasın onun içsel yaşamına hitap ederek konuşun. Düş kırıklığına uğradığını biliyorum, futboldan hoşlanıyorsun ana ilgin azaldı sanki gibi iç dünyasına dikkat çeken cümlelerle konuşmaya alışın.

-Günlük tutması,yazı yazması, sanatla uğraşması ve duygularla ilgili tartışmalara girmesi için yüreklendirin.

-Her sabah birlikte kahvaltı etmek, her gece yatmadan sırtına kısacık bir masaj, kucaklaşma, her pazar araba yıkama gibi ritüel halini alan eylemleriniz olsun.

-Futbolcular ve pop şarkıcıları dışında kişileri merak etmelerine yardım edin. Bir din adamı mesela.

-Yüksek enerjilerini rahatça boşaltacakları güvenli alanlar bulun.

-Ona bir ”danışman” muamelesi yapın. Sorun çözen kişi olmasını sağlayın. Fırçalamak sadece onun gözünden düşmenizi sağlar.

-Ona saygı duyduğunuzu hissettirin.

– Cesaret ve empatinin gerçek güç olduğunu öğretin. Kendi küçük cesaret öykülerinizi paylaşın.

-Erkekler arasındaki duygusal bağlanmaya örnek teşkil edin. (En yakın arkadaşlarını hep kucaklayarak selamlayan bir babadan bahsedilmiş)

– Atletik, yakışıklı, cesur, enerjik erkekler toplam erkek nüfusunun çok küçük bir kısmını oluşturur. Bunu fark etmelerine yardımcı olun.

Bana iyi gelen, kalbime dokunan ve bakış açımda farklılıklar yaratan bir kitap oldu. Tavsiye ediyorum.

E-POSTA ABONELİĞİ

Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresini yazarak her yeni makaleden anında haberdar olabilirsin

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler yanlış gitti. Lütfen tekrar deneyin.

Bir cevap yazın