Kaktüs Kitap Kulübü 20. Buluşma, Babam Ev ve Yumurta Kabukları

Eylül 16, 2025
108
Views

Hüzünlü bir buluşmaydı çünkü bir yıla yakındır kulübümüze ev sahipliği yapan Erkan Oğur müzik okulunun kapanacağını öğrendik. Birkaç gün öncesinde yıllardır Gümüşlük’de yaşayan arkadaşım Mehtap’dan duymuştum haberi; yoksa daha çok şaşırır ve üzülürdüm. Herhalde ki ekonomik sebeplerdendir, başka ne olacak? Ekim buluşmamızın yeri belli değil ama Şule başkana güveniyorum. İlla ki bir yer bulacaktır. İnstagram’da önüme bir video düştü : Ülkemizdeki yeme içme mekanlarının birkaç ayda bir dekorasyon değiştirdiğinden bahsediyordu. Ne bireysel ne toplumsal boyutta belleğimiz yok; ne kadar acıklı bir durum. Annelerimizin kuşağındaki ”Babanla şurada tanıştık, şu çay bahçesinde konuştuk.” vb anılar olmayacak çoğumuzda. En eski, en güzel kafeler, pastaneler bile bir bir yok oluyor. Çok üzgünüm; biz kaybolan bunca şeyin yasını ne zaman- nasıl tutacağız ?

Kitabımız 110 sayfaydı. Yarım saatte okudum. Birkaç güzel nokta olsa da bana hitap etmedi. Sinir bozucu bir Z kuşağı anlatısı. Daha ilk sayfada hoş geldiniz diyen yardımcı kadına ”Hoş buldum” demesi ile beni kaybetti hikaye:)  (Sürekli ”kafayı bulmak” istemesi, şarap sevdası, lezbiyenliği, ana-baba-ablasını  zalim kendisini mazlum sayabilmek için çırpındıkça çırpınması gibi başka şeyler de sayabilirim.)  Kahramanımız Bilge, babası ölüm döşeğinde olduğu için yıllar sonra evine geliyor ve bütün bastırılmış anıları-duyguları açığa çıkıyor. Bencil ve ruhsuz bir baba, ezik ve kaybolmuş bir anne -annem bir nokta kadardı diyor- , ilk çocuk olmasından sebep kendini bir şekilde kurtarmış ve arkasına bakmayan bir abla…Yani şu memleketteki çocuklu evlerin yüzde seksenindeki hikaye ama mağdur olmanın öyle bir tadı var ki bir kez tadan zinhar ondan vazgeçemiyor.

Bu arada yazar 93 doğumluymuş. Teorik olarak Z kuşağı değil ama kahramanımız Bilge bende o izlenimi uyandırdı. Bizim kulüpten Mustafa, yazarı tanıyormuş ve bunun otobiyografi olmadığını söyledi, benzeşen kısımlar daha basit detaylarmış vs.

Yazarı tanımıyorum, başka kitabını okumadım. Haksızlık etmeyeyim ama Babam Ev ve Yumurta Kabukları bir öykü olabilecekken zorla romana döndürülmüş gibi geldi bana. Çok beğendiğim  ilk şey bizim kuşağın iyi bildiği ” Baba ocağı sıkıntısını”  gösterebilmiş olması; tam kapanmayan arasına karton sıkıştırılan pencereler, tüm eve hakim baygın bir koku, banyonun çok soğuk olması, 40 yıldır duran boğucu mobilyalar, babanın bıyıklarına bulaşan yumurta sarıları… Anladınız değil mi? Üstelik bu kitaptaki ev o kadar ıssız  bir yerdeki ne bir komşu var, ne gelip giden bir arkadaş.

Benim başarılı bulduğum diğer şey bu hikayeden hiç beklemediğim kadar çarpıcı sonu oldu.  Ayşegül, finalin gereksiz abartılı olduğunu, bir nevi ”show” yapıldığını söylerken haklı olabilir mi bilemiyorum 🙂

 

İç mimar Ayşe Ablanın hediyesi olan fincanları çok seviyorum. Paşabahçe mağazasından.

 

Çocukların 50’li yaşlara gelmeden -ebeveyn olmuşlarsa tabii- anlamadığı şey: Analar süpermen değil. Onlar da insan. Demir depoları bomboş, her yerleri ağrıyor, yaşamlarının dörtte üçünde uykusuz ve yorgunlar yine de kanlarının son damlasına kadar sofraya sıcak yemek koymaya ve başınızdaki çatıyı korumaya uğraşıyorlar .

 

Teoride doğru Bilge ama pratikte o incecik bağ senin sahip olduğun tek bağ. ”Bağsız” olmanın marifet olmadığını sana hayat öğretecek zaten

İşte bu çok doğru. Gerçekten de yok.

Bizim kulübün minnoş üyeleri yazarı ve kitabı öve öve bitiremediler. Quir edebiyattan girip, yumurta kabuğu metaforundan çıktılar. Aydan, Ayşegül ve ben beğenmemişiz sadece. Ne yapalım, ben de müşkülpesent bir üyeyim.

Sonraki ayın kitabını Mahir seçti:

Oruç Aruoba’nın kızına yazdığı mektup kitap Zilif, Nietszche Ağladığında, Üç Çocuk Bir Öğretmen ve Unutulmaz Bir Gün diğer adaylardı. Çoğunluğun oyunu Ferhat Jak İçöz aldı. Yalomvari bir okuma olacak diye heyecanlıyım.

 

Alakasız not :7500 lira elektrik faturası ödediğim bir gün arkadaşlar. 100 metrekarelik  dairede yaşıyoruz. Neye kızsam, neye -kime sövsem bilemiyorum. Görmezden gelip küçük mutluluklarıma odaklanmayı seçiyorum. Öbür türlüsü mahvediyor beni.

 

 

 

Kategori:
Günlük · Kitap Yorumu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir