Sadece 6 bölüm olması güzel bu dizinin. Sevgili Güneş yazmıştı blogunda, oradan görüp izledim.

Toni Colette yani şu sağdaki hatun :

Küçük kızlarını dans yarışmasına sokmak için minibüsle yollara düşen bir aileyi anlatan filmden hatırlıyorum onu, bir de hayatı çok yolunda giderken meme kanseri olduğu bir film vardı, oradan biliyorum.

Bu dizide güzelce yaşlanmış hali çok hoşuma gitti. Kaz ayakları, burundan dudaklara uzanan çizgiler, gülünce kırış kırış olan surat, hala fit olsa da gevşemiş vücudu ile çok gerçekçiydi. Tavşan dudaklı, tombiş yanakli yapma bebek gibi kadınlardan gına gelmiş bana, kocasının da o çelimsiz, orta direk hali, evleri vs gayet iyi düşünülmüş. Bravo görsel yönetmen ve oyuncu seçen kişilere.

Üç çocuklarını büyütmüş, yaşlanmaya doğru giden bir çiftin özellikle seks hayatlarını canlandırma çabası ile başlıyor dizi. Adam okulundaki genç bir öğretmenle, kadın da fizik tedavi için gittiği yüzme dersinde tanıştığı kendi yaşlarında bir beyle biraz öpüşüp koklaşınca kendilerini baya genç ve iyi hissediyorlar ve madem öyle buna devam edelim ama hiç sır olmasın, her şeyi birbirimize anlatalım diyorlar.

Bu anlaşma evliliklerini canlandırıyor, birbirlerini yeniden fark ediyor ve çekici bulmaya başlıyorlar. Fakat son iki bölümde işler değişiyor, sürprizler oluyor ve öylece kalakalıyoruz ekranın karşısında.

Gerçek hayatta bu sistem yürür mü? Bana sorarsanız en azından bu dizi senaryosu içinde yürüyebilirdi , gerçek hayatta ise açık evlilik düzenine uyum sağlamış çiftler olduğu şehir efsanesi olabilir. Bilemiyorum.

Sekse çok fazla anlam yüklendiğini düşünüyorum. Sanki bütün dünya seks etrafında dönüyor. O zaman neden cinsel ihtiyaçları karşılamak yetmiyor da illa duygusallık, beklentiler vs işin içine giriyor? Bu bir dizi olduğu için elbette bir çatışma bir problem ortaya çıkartılacak ve bir final olacak ama yaşlı başlı adamın melez kıza aşık olması?? Bana pek de olası gelmedi. O kocaman evi bırakıp g.t kadar bekar evine sığışmaya çalışınca dünyanın kaç bucak olduğunu anlaması ise gayet doğruydu. Bunu keşke evi terk etmeden önce de düşünebilseydi.

Kadın yani baş roldeki ablamız bir terapist ve bir danışanı intihar etmiş. Olayları o konu ile ilişkilendirmeleri de akıllıca bir ayrıntıydı.

Beşinci bölüm ki Güneş de çok dikkat etmiş bu bölüme bir terapi seansından oluşuyordu. Joy’un kendi psikoloğu ile yaptığı 50 dakikalık – sanki- gerçek bir seans. Vavvvv….Neydi öyle? Düşünmesi ve çözmesi gereken tek bir sorundan kaçmak için kendine sürekli yeni ve küçük krizler yaratan kadın saptaması efsaneydi.

Bu aralar iyice anladım ki kendini mutsuz-huzursuz-sıkıntılı hisseden pek çoğumuz hayatımızın bir noktasında yaşanan bir şeyden dolayı kendimizle çeliştik ve şöyle iç seslerimiz / yargılarımız oldu:

-Ben değersizim, beni kimse sevmez, sevilmek için başarılı /becerikli/ komik / çalışkan/ ciddi vb bir özelliğe sahip olmalıyım. Gerçek- maskesiz halimle hiçbir işe yaramam.

-Kendimi sevmiyorum, kendimden hoşlanmıyorum, ben hoşlanılacak biri değilim

-Yaşamın bana sunacağı bir şey yok, hayat demek acı çekmek demek. Mutluluk, keyif ve diğer güzel duygular bana uğramaz çünkü ben sadece hayatta kalabilmek için çaba harcayabilirim. Ötesine gücüm yetmez.

Anladınız işte, bir noktada böyle içimizi sarsan, kendi değerimizi sorgulamamıza sebep olan bir şey yaşıyoruz . Sonrasında tüm hayatımız bu ”iç yargıyı” doğrulamak için seçtiğimiz deneyimlerden ibaret oluyor.

Pek çoğumuz böyle bir iç sese /karara sahip olduğumuzu bilmeden yaşayıp gidiyoruz. Çok da sorun olmuyor belki ama büyük bir kısmımız da o iç sesten rahatsız oluyoruz ve huzursuzluk ya da boşluk hissediyoruz.

Beni düşündürdü wanderlust ; içime tekrar dönmemi salık verdi. Sanki başka bir yere gidebilmem mümkünmüş gibi 🙂

Ne demişti Murathan:

” Ne zaman içime biraz fazla baksam yükseklik korkum depreşir ”

E-POSTA ABONELİĞİ

Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresini yazarak her yeni makaleden anında haberdar olabilirsin

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler yanlış gitti. Lütfen tekrar deneyin.

4 YORUMLAR

  1. clare çok tatlı hatun değil mi? onun sahnelerinde çok eğlendim- meğer kendisi komedi yazarıymış. bu arada joyumuz da gayet cillop yaş almış, kadın her yaşta güzel lafını kendine şiar edinmiş olmalı ki, kusursuz görünmeye pek yüz vermiyor 😀

    seks bu dizide, bireysel varoluş gibi geldi bana. seks demek ‘yaşıyorum bu hayatı be’ demekti sanki. seks varsa, varım- yoksa görünmezim. 5. bölümde altı çizilen ‘hissetmek’ meselesinde kartlarını açtı hikaye. duygularını gizlemek, hissizleşmek ve yolun sonunda kendi bedeninden uzaklaşmak. sadede geldi yani.

    çok güzel özetlemişsin dizi gözlemlerini. izlemesem kesin çökerdim hemen.
    <3

    1. ”seks bu dizide, bireysel varoluş gibi geldi bana.” Hımmmm..Düşündürdü beni bu cümle. Seks ve varoluş?? Bilemedim şimdi. Mesela seks olmadan çift olunabilir mi? İki taraf da memnunsa neden olmasın?

      Ruhun gizemlerini çok seviyorum, insanla ilgili her şey ilgimi çekiyor Güneş. Bir şey oldu PC2ye, blogspot uzantılı sayfalar açılmıyor yine. Bakamadım senin yazının yorumlarına. Sevgiler , kucaklamalar buradan oraya.

  2. Şu an Vis a Vis’i izliyorum. Bitirmeyi başarırsam sıradaki dizim bu olacak. Çok güzel analiz etmişsiniz

Bir cevap yazın