Bir Başkadır Dizisi Ne Anlatıyor?

Çok çok beğendiğimi baştan söyleyeyim. Birkaç istisnayı saymazsak her dakikasından keyif aldım. Bir kere diyalog işinde çok başarılıydı senarist. ”Gerçek hayatta olmaz” demedim hiç.

Ana karakterler olan Peri (psikiyatrist), Meryem (gecekondu kızı, temizlikçi) , Yasin (Meryem’in abisi, gece kulübünde bodyguard), Ruhiye (Yasin’in eşi, iki yıldır majör depresyonda) , Gülbin (psikiyatrist , boşanmış, Kürt kökenli), Sinan (rezidansta yaşayan ıssız adam) ,Sadi Hoca (gecekondu mahallesinde imam) çok iyi kurgulanmıştı. Şimdi kalkıp o devlet hastanesine gitsek Peri’yi doktor koltuğunda bulabiliriz veya Sinan şu anda yeni uyanmış filtre kahvesini içiyor olabilir.

Dizi ile ilgili her şey yazıldı, çizildi, analiz edilecek bir şey kalmadı, ben şahsi yorumumu yazıyorum.

Hocanın giyinişi, karısıyla uzun yola çıkma mevzusu, yolda mandalina yemeleri, kızını otobüse bindirip arkasından el sallaması , çocuğunu her haliyle kabul edip sevmesi o kadar çok babama benziyordu ki.. Epey ağladım o sahnelerde. (Emre, iki kez alt kattan yukarı geldi, anne neden ağlıyorsun diye)

Psikiyatrist Peri, Robert Kolejde, Amerika’da filan okuyup da ülkesinin insanına acayip yabancı beyaz Türk karakterinde harikaydı. Gidebileceği bütün kurslara gönderilmiş, İtalya’dan Portekiz’e her yeri gezmiş, tek çocuk olarak her türlü nimetten faydalanmış ama anne-babası ile bağ kuramamış, derdini tasasını yalnızlığını annesine anlatamamış bir kadın olarak beni çok etkiledi. Süpervizörü olan Gülbin’e içini döktüğü, ”Bıktım artık, bittim, yaşayamadığım duyguları taklit etmekten sıkıldım” dediği sahne ile seyirciye kalbini gösterdi. O angut Gülbin’in ”Tatlım, seansları sonlandıralım” demesi nasıl bir yıkımdı! Peri, kendisini anlayabileceğini, onun da benzer duygulara sahip olduğunu umarak , psikiyatristi gibi değil de arkadaşı gibi görerek, yanında neredeyse sinir krizi geçirme seviyesine gelmişti ama Gülbin resmen kadının tüm duygularını reddetti. Çok kızdım orda ona ve psikiyatrist-psikolog tayfasını gereksiz yere ne kadar önemsediğimi bir kez daha fark ettim.

Bir Başkadır, medyada sanki türban meselesini odağına almış gibi lanse edilse de bence öyle değil. İlk bölümlerde bol bol türban, imam-psikolog çatışması filan var ama ikinci bölümden itibaren bir sürü konuyu gündemine almış çok kaliteli bir iş olduğunu anlıyorsunuz. Eğer Nuri Bilge filmlerini seven biriyseniz gerek görsel gerek müzikal olarak içinizde serotonin yağmurları yağacağı garanti.

Başka neleri sevdim? Müzikler eski Türk filmlerinin müzikleriydi ve çok hoş bir detaydı, çok yakışmıştı. En son bölümün bitişi Melih Kibar’ın Çoban Yıldızı şarkısı ile yapılmıştı ve o günden beri birçok kez açıp açıp dinledim.

Genç imamın Jung’dan bahsetmesi, su çatlağını bulur demesi, Meryem’in bunu Peri’den duyup ”Jung diye bir bilim adamı var mı abla” demesi, Peri’nin yaşadığı şaşkınlık..

Peri’nin Meryem’in gelmesini beklediği seanstan sonra kızı birden karşısında görünce ağlaması ..Offf..

Ruhiye travması ile yüzleşince oğlunun dilinin çözülmesi, ilk ”anne” dediğinde Ruhiye’nin elinde ne varsa atıp çocuğuna sarılması..

Yasin ; yani Behzat Ç’nin tombul, kaba-saba, tahammülsüz düz adamı, bu dizide harikalar yaratmıştı. Meryem’i sürekli darlaması, dedin mi demedin mi yaptın mı yapmadın mı muhabbeti, imama duyduğu saygı, az zorlasa adama atfedeceği mucizevi güçler ve sonunda hiçbir şeye ağlamayan bu adamın, karısı omuzlarını ovarken ağlaması…

Sevgi dolu, muhabbet dolu tek evin hocanın evi olması…Hocanın sonunda her şeyi bırakıp karavanda yaşamasıyla beraber gençleşip dinçleşmesi.

Sinan’ın mendebur, sevgisiz anası. Onun çöp evi. Komşunun oğlu muhabbeti..

Siyaset ve Corona’dan başka birşey duymadığımız şu kaygılı günlerde yeniden insana dair nice hali hatırlamak için bile izlenir.

Bir Başkadır benim memleketim.. Hem de çok başkadır. Ne sevebilirsin ne kaçabilirsin. Biraz Sinan’la anası gibi.

Ve ben bu dizideki o genç imamım, aklım Jung’da ama gerçek hayatta hindilerle arkadaşlık ediyorum.

E-POSTA ABONELİĞİ

Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresini yazarak her yeni makaleden anında haberdar olabilirsin

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler yanlış gitti. Lütfen tekrar deneyin.

3 YORUMLAR

  1. Selam.
    Diziyi bir solukta izledim. Ve siz çok guzel ifade etmişsiniz. Gercektende bizi anlatan bir dizi dedim izlerken. O Meryem’im hali tavri…. Peri’nin kibri…
    Velhasıl çok severek izledim.
    İyi geceler :))

  2. Sever izledim.Bana göre Peri’ya Nişantaşı’nda saati 800 tl falan olan bir özel muayene yakışırdı. Çünkü bu düzeyde bir insanın gerçek hayatta devlet hastanesinde çalışabileceğini hayal edemiyorum. Sanki ona başörtüsü olmasa bile gelen yaşamlar üç aşağı yukarı aynı olacak, tek farkı başörtüsü ama karakteri sevdim. Yalnızlığıyla da özdeşleştim. Mesela terapide asla terapistin ve danışmanın elinde çayı kahvesi olmaz. Peri sanıyorum ilk bölümlerinde çay içiyor. Terapistimle bir yıl önce konuşmuştuk. Bu çay su aramızda bir engel oluşturuyor diye. Bu ince ayrıntıyı bilerek eklemişlerse ayrı bir hayranlık güttüm:)

    1. Çay detayını bilmiyordum, sayende duymuş oldum. Dizide çok sevdiğim bir şey de o oldu: yüzlerce ayrıntı var, düşündükçe aklıma geliyor. Ben böyle yapımları seviyorum, olumsuz yorumları da kaale alamıyorum. Dün akşam komedi programında bile gönderme yapmışlardı: 24 geçiyor mu buradan diye çok hoşuma gitti.

      Başka neler izledin covid günlerinde?

Bir cevap yazın