Görmemişi kamu personeli yapmışlar; üç ay arayla iki kez Hatay’a gitmiş 🙂 Üç güncük izin için karın ağrısı çektiğim, döndüğümde en çok kendi odamdaki adam tarafından hırpalanıp bin türlü serzenişe maruz kaldığım yılların acısını çıkartıyorum. Emre ve Eren’le ilk kez kurban bayramında babaanne evine gitmiş olabiliriz.

17 ağustos cuma 23:30 gibi Adana’ya indik. Pert vaziyette. Bu bayram bir ilke imza atıp biz yokken evimizde 2 grup insan misafir ettik. Onlara evi hazır bırakmak, ikisi arasında temizlik yapacak insan ayarlamak sanırım bir haftamı aldı. Kafam acayip yoruldu. Nereden kalkıştım bu işe diye kendime çok kızdım. Büyük valizi perşembe günü indirdim ve yalan söylemiyorum, elime ne geçtiyse içine attım. Diş fırçaları, kitaplar, çocuklara yazlık kışlık bir sürü kıyafet, alez, pijamalar, takılar..Hepsi karmakarışık , en küçük bir düzenleme olmadan..İlk kez böyle valiz topladım ve yola çıktık. Fikrimce cuma günü düzeltecektim ama ne mümkün. Evde son rötuşları tamamlayacağım, kediyi birine bıracağız derken dördümüz de ev haliyle, perişan havaalanı yollarına düştük. Uçağa binebilmiş olmak benim için bir zaferdi!

10 lira kesim ücretini az bulup 15 lira verdik 🙂 Bodrum’da 30 liraya kestiriyoruz söylemesi ayıp 

Uyuklayarak Dörtyol’a görümcemin evine vardık ve rüyada gibi kendimizi yatağa attık. Ertesi gün koca Bodrum’da berber yokmuş gibi Dörtyol’da Eren’in saçını kestirdik çünkü kesilmesi şarttı (!). Akşam üzeri Atik yaylasına hep beraber gittik. Cayır cayır yanan Bodrum ve Dörtyol’dan sonra yayla serin havası, dumanlı çisentili göğü ile bana derin bir nefes aldırdı.

Pazar günü uzun kahvaltı ve sohbetler sonrasında İskenderun’a indik 2 elti. Her zaman nemli, bunaltıcı İskenderun bize bir sürpriz yapıp püfür püfür rüzgar estirmez mi? Sahildeki Petek’de künefeler, çaylar eşliğinde galiba ilk kez rahat rahat sohbet ettik. Birbirimizi tanımak için bir adım attık. İkimize de çok iyi geldi. (Çocukları parka götüren babalar sağolsun)

Pazartesi köye gittik. Eşimin babaannesinin eski evinde, köklere yakın olmanın tadını veriyor bize Hacılar köyü. İncire, zeytine, bademe doyuyoruz. Köy tavuğuna, asla o lezzeti yakayamayacağımız pilava, sarmaya..  Çocuklar traktöre bindi, bahçede toprakla oynadı. Başka bir boyut orası, her defasında hissim bu.

Salı kurban telaşı, çarşamba birkaç ziyaret sonrası Harbiye’de aldık soluğu. Lakin Harbiye olmuş İstiklal caddesi! İğne atsan yere düşmez bir kalabalık. Mangal dumanından, nemden oturacak yer bulamadık. Önceki gidişlerimizden çok farklıydı anlayacağınız. Ucuz, turistik bir yer havasındaydı. Nöbetçi ev sahibim Sema’ya ahşaptan güzel bir çerezlik, şömine üstüne oniksten oyulmuş bir elma alabildim. Közlenmiş mısır çok lezzetliydi. Oturduğumuz yer malesef rüzgarlıydı ve pek keyifli olmadı. Yine de meze tabağı söyledik.

Bir akşamüzeri tekrar İskenderun’a indik. Önce ziraat bahçesine uğradık. Çocuklar trambolinde kan-ter içinde kalan dek zıpladılar. Ücretsiz , salaş bir mekan. Yakında yıkılacakmış. Tabi ki, gökdelen dikmek varken koskoca arazi niye ücretsiz halka hizmet versin?

Trambolin sonrası İskenderun sahilde takıldık epeyce. Down cafe vardı, temiz, nezih bir yerdi. Parkı kocamandı, az ilerde akülü arabalara bindiler vs derken dönüş yolunda hepsi bayıldı. Ben o gece İskenderun’da kalmak istemiştim, olmayınca bir haftalık karmaşanın da etkisiyle ertesi gün odadan çıkmadan uyudum, kitap okudum.

Pazar günü çekirdek aile tekrar şehre indik. Pasta aldık, Petek’de vakit geçirdik. Eren’in doğum gününü kutladık.

Pazartesi Adana’ya geçtik. Horzum yaylasında arkadaşlarla olmanın, çocukların büyümelerine tanıklık etmenin, içten sohbetin tadına vardık.

Salı günü 13:00 olmadan hava alanındaydık. Uçak 14:30 daydı. Tek kafe vardı. Bir saatten fazla oturduk. Yedik-içtik. Sohbet ettik geçen haftaya dair. Seviyorum öyle anları.

 Akşam 18:00 civarı evdeydik. Emre PS’e bir an önce kavuşabilmek için Magnum almaya bile razı gelmedi. Eren’le anında eski rutinlerine döndüler. Ben bu seyahatten sonra daha yeni kendime geliyorum. Çok yorulmuşum. Çarşamba öylece yattım ama kaç makine çamaşır yıkandı, Eren için doğumgünü malzemesi almaya dışarı çıktık, alışveriş yaptım . Kadınlar için tamamen dinlenmek söz konusu değil. Kafa hiç durmadan çalışıyor. Perşembe doğum günü, cuma gündüz Eren’le mesai akşama Yıldız Tilbe konseri vardı. (Dertlere bak , hey yavrum hey). Hep hareket halindeydik özetle.

Bodrum hala epey sıcak.Yaz bitti diyemiyorum. Klimalar çalışıyor, havuza gidiyoruz. Ancak serinleyebiliyoruz.

Sırada planlı bir seyahat yok, uzunca bir süre bir yere gitmek istemiyorum. Bakalım ne kadar sürecek bu his?

E-POSTA ABONELİĞİ

Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresini yazarak her yeni makaleden anında haberdar olabilirsin

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler yanlış gitti. Lütfen tekrar deneyin.

1 YORUM

  1. Hatay'a her gittiğimde tekrar gitmeyi düşünürüm.
    Harbiye şelalesi, yemekler her şey o kadar güzel ki.
    Sizinle beraber yeniden gezmiş gibi oldum. Selamlar:)

Bir cevap yazın