Haziran 2019 itibariyle evimizde bol bol kitap koyabileceğimiz bir kitaplığımız oldu. Şimdiye kadar neden yoktu meselesine girmiyorum; uzun hikaye..

Ev konusunda yardım aldığımız iç mimar ablamızın ofisindeki duvar ünitesinin resmini çekmiştim. Onunki epey büyük, yazıcı vb şeyler koymuştu. Evdeki kaba iş 15 mayıs gibi bitti. Aradan bir ay geçti. Duvar boş durdu. Baktık olacak gibi değil, bir gece aldık cetveli, kalemi kağıdı, çektiğimiz resmi çıkarttık . Yaklaşık ölçüleri tahmin ederek birkaç denemeden sonra bir plan çizdik. Marangozu bulduk, planı götürdük. Ölçtü, biçti, beş günde teslim etti. Raf kalınlıklarını hesap etmemişiz, olsun. Kurt misali, kendi işini kendin göreceksin, hele ki Bodrum’da yaşıyorsan.

Kitaplığın monte edildiği gün kalabalık bir misafir grubu bekliyordum. Kitaplarımı bir gün önceden çocuklarla yukarı taşıdık. Yüz civarında kitabım vardır diyordum, saydık, iki yüzden fazla çıktı. Daha önceden birçok yazıda belirtmiştim, tekrar okumayacağım kitabı rafa koymam. Sırf görünsün, sayı yüksek olsun diye evde kitap tutmam. Şu anda da gidip gelip gözüme takılanları seçiyorum, dağıtılacak en az on tane vardır .

Raflar takılıp sıra kitapları dizmeye gelince açtım en sevdiğim müziklerden birini, başladım sıralamaya. En sevdiklerime, tekrar tekrar okuduklarıma bir raf yaptım:

Kırmızı Kazak, Bereketli Yaz, İstanbul Hatırası, Sadakat, Heba, Kumral Ada Mavi Tuna, Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, Divan, Parasız Yatılı…Her biri kişisel tarihimde yer tutmuş, anısı olan, kahramanlarıyla tanışıyor gibi hissettiğim kitaplar.

Aynı yazarın birden çok kitabı varsa onları yan yana koydum. Cihan Aktaş, Ahmet Altan, Yaşar Kemal, Murathan Mungan, Elif Şafak.

Grange’ları, Maeve’nin Yalnız Kadınlar Sokağı ve İtalyanca Aşk Başkadır’ını, Proust’u, Kirpinin Zerafetini bir araya koydum.

Kalanları üç rafa sığdırdım:

Çocukların rafa dizilecek gibi olan epey kitabı varmış, farkında değildim:

Bir de bunlar var:

Alt raftaki yıpranmış iki kitap rahmetli kayınpederimin kitaplığından

Kişisel gelişim ve psikoloji kitapları en kalabalık raf oldu; resmini çekmemişim.

Hepsi bu. Oku oku oku…Kitap kurdu sayarım kendimi; burada gördüklerinizin en az beş katı sağda solda kaldı, bağışlandı ama yine de bu mu yani? Hem çok mutlu oldum , müziğin de etkisiyle ağladım hem de bir tür hüzne kapıldım. Kırk yaş dönemecinden olsa gerek kendime karşı daha dürüstüm ya da kendime yalan söylemeyi geçiştiremiyorum. Bunları okumasaydım ne olurdu? Simyacı mesela? Safran Sarı? Kavim? Öz? Öyle Güzel Bir Yer ki?

”Eylem olmadığında vizyon bir rüyadır. Vizyonu olmayan eylem boşa zaman geçirmedir. Eyleme sahip bir vizyon dünyayı değiştirebilir” demiş Joe Barker. Daha iddialısını Edison söylemiş:

”Eylemsiz vizyon halusinasyondur”

Okumak benim hayatımın büyük kısmını kaplayan bir eylem. Peki bir vizyonum var mı? Yani bu eylem bir amaca hizmet ediyor mu? İsterdim ki edebiyatla, dille, yazıyla profesyonel amaçlarla uğraşayım ve okuma eylemi beni yüceltsin. Ben yapacak daha iyi bir şey bulamadığım için okudum en çok.

Yazının geldiği bu noktaya şaşırdım doğrusu ama böyle kalmalı bu yazı. Arkasından başka şeyler gelecek; gelmeli..

E-POSTA ABONELİĞİ

Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresini yazarak her yeni makaleden anında haberdar olabilirsin

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler yanlış gitti. Lütfen tekrar deneyin.

2 YORUMLAR

  1. Güle güle kullanın..

    İspanyol ya da Şili’li bir yazarın, Kağıttan Ev diye bir kiatbı vardı. Çok gülmüştüm orada şöyle bir kitaplık anekdotu vardı; kahramanın evinin hemen her yeri kitap. Onları dizerken, kavgalı ya da bir birbirleriyle uyuşmayan, sevmeyen yazarları yanyana koymuyormuş..
    Sevgiler..
    Güzel görünüyor hepsi..

    1. Okumuştum, nedense ilgimi çekmemişti. O kısmını unutmuşum .

      Teşekkür ederim Aze yorum için.

Bir cevap yazın