İtiraf.com- 2; Hep Sevgili Olmak İstemek

Yine hassas bir konuyla karşınızdayım.

Bir sabah uyandım. Hava nasıl güzel. Sanki güneş ”Çık sokağa koş, yaşamak güzel şey diye bağır” diyor ; o derece tatlı bir sabah serinliği.

Eşime döndüm, hadi sahilde yürüyüp gelelim dedim. Dedim de bir yandan kafamın içinde filler tepişiyor, zebralar çığrışıyor, zürafalar koşuşuyor. Neden mi:

  • Çocuksuz gideceksek kalkıp onlara krep yapmalıyım , biz dönene kadar aç durmazlar (Şu mısır gevreğine süt döküp de kahvaltı yaptık sanan milletlere gel de imrenme)
  • Çocuksuz gittik diyelim ya eve dönesimiz gelmez bu güzel havada dışarda kahvaltı yapalım dersek?
  • Çocuklu gidince de onların itiş kakışı, huysuzluğu..Öncesinde pijama çıkarmamak için direnmeleri, çıkmayalım diye tutturmaları..Evden çıkana kadar yorulmuş olmak konusu.
  • Ben dışındaki aile üyeleri iştahsız, mızmız..Bir avuç parayı niye peynire zeytine verelim? (Sahanda yumurta 18 lira olur mu ya)

Böyle düşünürken zaten çıkasım da kaçtı, kalkasım da. Bir hafta sonu klasiği olarak boş bakışlarla güne başladım.

Bu sadece bir örnek. Her gün her hafta böyle birkaç an yaşadığınızı düşünün. Çok keyif kaçırıcı değil mi?

Kabahat çocuklu olmak mı peki? Çocuğu olmayan çiftler de o saatte kırlarda koşmuyordur bence. Mesele evliliğin yıllar geçtikçe aşırı rutinleşmesi. Karşındakini ”hoşnut etme isteği”nin kaybolması. Biz sevgili olsaydık, arada 100 km de olsa ”Gel kahvaltı edelim” desem kalkıp gelecekti eşim ya da ben gidecektim. Zaruretler, mecburen yapılan şeyler evliliği boğuyor, kişileri yalnızlaştırıyor. Elbette, devamı sağlayan da bu zaruretler. Yoksa kim 50 yıl boyunca hoşlanmadığı biriyle dip dibe yaşamaya razı olur?

İdeal olan eşle el ele, çocuklar önde koştururken yapılan bir sabah yürüyüşü. Bu olmuyorsa yalnız çıkmalı mıyım? O zaman da genellikle her yerde yalnız takılıyorum, örneğin on kişilik masada sadece benim eşim olmuyor; bu durum da hoşuma gitmiyor. 21. yüzyıl insanının ”Hiçbir şeyden eksik kalmama” hastalığı olabilir bu , yazarken fark ettim.

Yine de ben ”sevgili” kalabilmek isterdim. 365 gün aynı evde olmamak, özlemek, onu mutlu edecek incelikler düşünmek, hayal kurmak, özel günleri unutmamak..Heyecanla içimin kamaşması..Evin insanı çıldırtan yükünü taşımamak..Bozuk musluk, kırık fayans, çürük sebze, ekşimiş yemek, damlayan sifon görüp ona kızmamak, onu yormamak, bilmem ki nasıl anlatsam..

Birinden hoşlanıyorsun, yarası yarana benziyormuş gibi geliyor. Yüce duygularla , kalpte kelebeklerle ”Bir” oluyorsun. En derinini açıyor, en karanlık yerlerinde gezinmesine izin veriyorsun. Sonra, çok da uzun süre değil ha, birkaç yıl sonra sanki bir harabede geziniyorsun. Kurduğun sırça saray yanmış yıkılmış . Yıkıntılardan yapabildiğin yeni yapının içinde rahat etmek ne mümkün? Her yer akıyor, sular damlıyor, çürüyor ne varsa..

E-POSTA ABONELİĞİ

Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresini yazarak her yeni makaleden anında haberdar olabilirsin

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler yanlış gitti. Lütfen tekrar deneyin.

Bir cevap yazın