İklimler, Andre Maurois, Kitap Yorumu ve Zerda

Haziran 27, 2022
199
Views

1928’de; neredeyse 100 yıl önce yazılmış kısa ama dolu dolu bir roman bu. Philippe ismindeki esas oğlanın Odile ve İsabel adındaki 2 kadınla yaşadığı aşkı okuyoruz. Biraz Ahmet Altan tadı verdi bana; kadın dünyasını ince ince anlatmış bir adam her zaman hayret verici değil midir? Türkçede bu işi en iyi Ahmet Bey yapar; keşke hiç siyasete bulaşmayıp yaşamı boyunca aşk romanları yazsaydı. En uzun Gece’si benim çok sevdiğim, çok değerli bulduğum bir eserdir mesela. Biz kadınlar aynı anda bin şey düşünen ve hisseden ve bu kargaşada yolunu çok çabuk kaybeden canlılarız, belki de bu yüzden bizi erkekler daha net görüyor ve yazıyor.

Arka kapak yazısındaki ifade aslında romanın özünü çok güzel anlatmış:

” AŞKA AŞIK OLANLAR İÇİN”

1920’lerde varlıklı güruh içinde bir hastalık mıydı acaba bu aşka aşık olma durumu? Geçim sıkıntısı yoksa, cinsel özgürlük-metres-aldatma vb. işler hoş hatta gerekli görülüyorsa, insanlar bir meşgale / ideoloji gibi aşka mı sarılıyordu? Bir insana bu kadar çok anlam yüklemek, onda başka kimselerin göremediği gizli hazineler bulmak, o olmadan yaşayamamak, yeter ki hayatımda olsun da her şeye razıyım kafasını kabul etmekte zorluk çekiyorum kendi adıma.

”Bir yıldan beri anladığım çok önemli bir şey var; o da şu: İnsan gerçekten seviyorsa, sevdiği varlıkların yaptıklarına fazla önem vermemeli. Onlara ihtiyacımız vardır; yalnız onlar bizi vazgeçemeyecEğimiz bir ‘ havada’ yaşatabilirler. Dostunuz Helene, ‘Bir iklim’ der, çok doğrudur. Öyleyse onları tutabildikten, alıkoyabildikten sonra , gerisinin ne önemi var? ” s.198

Philippe kardeşimiz varlıklı bir ailenin bir eli yağda bir eli balda oğlu. Birçok gönül ilişkisi yaşadıktan sonra, 1909 kışında, hava değişimi için gittiği İtalya’daki otelinde, yan masada yemek yiyen bir kız dikkatini çekiyor. ”Göksel, meleksi bir güzelliği bir güzelliği vardı” dediği bu genç kız, iliklerine kadar aşık olacağı Odile’dir.

” Sana hiç bakmadan beş dakika duracağım” diyordum. Hiçbir zaman otuz saniyeden fazla dayanamadım. Her söylediğinde olağanüstü bir şiir vardı. ” s.24

Gençler birbirlerine tutulur, kendi aralarında nişanlanır ve çok geçmeden evlenirler. Bakın balayını nasıl anlatıyor Phlippe:

” Odile bana bir ülke, sümbüllerin mavisine batmış çayırlar, yüksek otlar arasından fışkırmış laleler, dibinden biçilmiş, yumuşak çimenler, dağınık saçlı bir kadın gibi yapraklarını suya veren söğütler armağan etti. Yaşayışını izlemek büyü gibi bir şeydi. ” s.29

Paris’ e döndüklerinde bu büyü yavaş yavaş bozulur. Özellikle de Odile’in kocasının kendisi evde yokken ne yaptığını sorguladığı anlarda. Odile gününü canı nasıl isterse öyle planlamakta, on dakika ötedeki dişçiye gitmek için 1 saat önce çıkmakta, erkeğin sorularını gülerek geçiştirmektedir.

” Bir düş insanının güzelliğini taşıdığı gibi, yaşamını da bir düş içinde geçiriyordu. ” s.43

Aileler de uyum sağlamamıştır. Tatsızlıklar giderek artar ve Odile başka bir adamla görüşmeye başlar. Philippe çok acı çekmektedir. Odile’siz bir yaşam fikri onu dehşete düşürür ve her şeyi sineye çekmeyi bile kabul eder ama kadın onu terk edip gider.

Bu ilk kısım Philippe tarafından anlatılır. İkinci bölümü anlatan ise İsabel’dir.

İsabel ile Philippe’in yolları Odile faciasından birkaç yıl sonra kesişir. Ortak yönleri olduğunu fark eden çift öncelikle çok iyi arkadaş olurlar. Aslında hoşlandıkları şeyler oldukça farklıdır ama İsabel katı bir anne tarafından büyütülmüş, güzel olmadığına inandırılmış, yumuşak başlı bir kızdır.

” Her zamanki yöntemimle Philippeçe düşünmek, Philippeçeye çevirmek” için kurallar arıyordum. Bulamıyordum. Deniyordum. ” diyen İsabel sabırla adamı kendine aşık eder ve evlenirler. Erkeğin kendisini, kıyafetini, şapkasını didik didik inceleyip beğenmemesi gibi birçok detay canını sıksa da İsabel neredeyse tüm yaşamını sevilmek için yaşayan, aşka aşık bir kadındır.

Kadının tamamen kendisine bağlandığını, ağzından çıkan her sözü emir saydığını gören erkek tıpkı Odile gibi yavaş yavaş uzaklaşır ondan. Kendini eğlenceye, kalabalıklara verir. Roller değişmiştir, evde oturup sevgilisinin gözlerinde kaybolmak isteyen şimdi İsabel’dir.

Yıllar böyle geçer. Erkek başka bir kadınla görüşmeye başlar ama kadın bekler de bekler. Adamı anlamaya çalışır, hoş görür ve bir gün hamile olduğunu anlarlar.

Tam da birbirlerine bağlanıp karşılıklı aşkın baş döndüren keyfini yaşarken roman tatsız bir finalle bizi üzerek biter.

Tahsin Yücel’in temiz Türkçesi ile dilimize çevirdiği İklimler, aşk kavramını tekrar düşünmek için iyi bir fırsat. Aşka bu kadar çok anlam yüklemek o çağlarda belki mümkün ve gerekliydi, belki sadece bazı insanlar için aşk yaşamanın tek amacı ve mutluluğu da olabilir. Aşk konusunda son sözü elbette biz Doğulular söyledik:

” Sevip de kavuşamazsan aşk olur”

Buraya usulca Zerda dizisinin jenerik şarkısını bırakayım:

İşte ben buyum: Zerda dizisini 1920 de yazılmış bir Fransız romanına bağlayabilen bir garip insan..

E-POSTA ABONELİĞİ

Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresini yazarak her yeni makaleden anında haberdar olabilirsin

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler yanlış gitti. Lütfen tekrar deneyin.

MAKALE ETİKETLERİ:
·
MAKALE KATEGORİSİ:
Günlük · Kitap Yorumu · Roman

TÜM YORUMLAR

  • Aşkım Kapışmak, aşkın özgüvensiz insanların işi olduğunu söylüyor.
    Sevgi dolu bir ailede yetişmiş özgüveni olan birinin kara sevdaya tutulamayacağını söylüyor.
    Bizim ülkemiz de, aşkından delirenlerin, aşk için ölenlerin olduğu; şiirlerin, türkülerin ümitsiz çaresiz aşkı anlattığı bir ülke.
    Şafak Salda YouTube kanalında Almanya da aşkından acı çekip dağlar delen filan duymadım. Böyle acıklı hikayeler yoktur, demişti.
    Yeterince cool, başkası beni sevsin diye uğraşmadığunda, kendini öncelikleyen bir tavrın olduğunda, çok peşinden koşuluyor.
    Çok güzelsen çok başarılı olmana da hiç gerek yok zaten.
    Ne kadar sevmeye sevilmeye aç olduğunu hissettir, köpek çektiriyorlar.

    Aliye Haziran 29, 2022 4:05 am Cevapla
    • Hepsi çok doğru. Bizim şarkı sözlerimizi bir Alman’ın anlamasına imkan yok, kim bilir ne kadar tuhaf geliyordur onlara. Düşünsene Orhan Gencebay şarkılarını bir İsveç’liye çevirmeye çalıştığını?

      Bilemiyorum ki Aliye, keşke sadece kendimizi bilseydik ve dünyadan hiç haberimiz olmasaydı diyorum bazen..

      Aydınlık Yüz Haziran 29, 2022 2:26 pm Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.