Acıyla Çarp Kalbim, Kitap Yorumu

Temmuz 24, 2023
70
Views

2019’da yayınlanmış kitabı Müşerref önerdiği için okudum. Epeydir beni merakta bırakan, şaşırtan bir hikaye okumamıştım; ”işi gücü bitirsem de kitabı elime alsam” duygusuyla okumayı özlemişim.

Çok güzel bir genç kızın önünde uzanan harika bir hayat olduğunu varsaymasının ne demek olduğunu bilir misiniz? Ben iyi bilirim; öyle bir ışıltı verir ki o umut yeryüzünde yapılmış hiçbir kozmetik ürünü o ışığı, parlaklığı sağlayamaz. Bir şeyler olacaktır, ne olacağı belli değildir ama kesinlikle çok güzel şeyler olacaktır o genç kızlara göre. Güzellik o kadar önemli ve değerli bir şeymiş gibi sunulur, o kadar çok vurgulanır ki bu kızlar kendilerine yatırım yapmaya; meslek edinmeye, aklını kullanmaya, her köşe başında tuzak kurmuş taze et avcılarından sakınmaya gerek görmez, sere serpe yaşarlar ve yüzde doksandokuzu ya gebe kalır ya da kart bir zamparanın eline düşer; her iki şekilde de heba olur gider.

İşte bu yüzden küçük kız çocuklarına ”Çok güzelsin, ne kadar güzelsin, saçın- gözün-elbisen ne güzel ” ve bu minvalde güzellik vurgusu yapılan iltifatlar etmemek gerektiği kanaatindeyim. Çok güzel olmak ise bence başlı başına bir lanet. Sadece yanlış erkekleri çeken bir tür mıknatıs. Maalesef.

Marie de bu gruptan, bir tanrıça gibi dolaşıyor yaşadığı kasabanın sokaklarında, burnu kaf dağında, sonra da gerizekalı gibi hamile kalıp eczacının oğluyla evleniyor. Kendisi hariç herkes çok mutlu, dokuz ay boyunca yatıyor, hasta gibi, doğum sonrası da toparlanmıyor bir türlü. Şokta. O harika gelecek bu muymuş?

Bebeğin adı Diana ve olayları onun yorumuyla okuyoruz. Son derece duyarlı ve zeki olan bu bebecik annesinin kendisine dokunmadığını, öpüp okşamadığını, sevmediğini hemen anlıyor ve bu duruma kendince açıklamalar getirmeye çalışıyor. Neyse ki sevgi dolu bir büyükanne ve büyükbaba var. Marie eczanede çalışmak isteyince küçük kızı yanlarına alıyorlar ve Diana’nın hayatı birden değişiyor.

İkinci ve üçüncü çocuğu doğuran Marie, kaderini kabullendiği için herhalde, bu çocuklarını aşırı seviyor; öpmelere- okşamalara doyamıyor. Diana beş yaşında çocukluğuna veda ediyor.

“Diana işte o an çocukluğunu geride bıraktı. Ancak ne ergenliğe ne de yetişkinliğe adım atabildi, çünkü daha beş yaşındaydı. Bu durumun içinde açtığı o derin uçuruma düşüp yok olmama saplantısına takılıp kalmış, hayata küsmüş bir varlığa dönüşmüştü.”

Sancılı bir genç kızlık döneminin ardından tıp fakültesine giren Diana, kadın hocalardan biri ile yakınlaşıyor. Yaşının çok üstünde bir olgunluğa ve entelektüel birikime sahip bu kızdan çok etkilenen Olivia ismindeki öğretim görevlisi onunla her öğlen yemek yemeye başlıyor. Diana, bitmez-tükenmez genç kız enerjisi ile Olivia’nın profesör olmamasının haksızlık olduğuna karar veriyor, iki yıl boyunca her gün bilimsel makalelerini yazıyor, notlarını temize çekiyor hatta kızına bakıcılık yapıyor. Bu arada hayretle fark ediyor ki Olivia tam bir narsisist, kızıyla ilgilenmiyor tıpkı Diana’nın annesi Marie gibi.

Hikaye şaşırtıcı bir finalle sona eriyor ve son sayfaya öylece bakakalıyoruz…

1967’de Kobe’de, çok sayıda diplomat, politikacı ve yazar yetiştirmiş bir ailenin kızı olarak doğdu. Yaşamını Çin’de, ABD’de, Bangladeş’te, Birmanya’da ve Laos’ta sürdürdü. 17 yaşında Belçika’ya döndü ve Batı’da yaşadığı kültür şoku onu yazmaya itti.

Türkçe’de basılmış epeyce kitabı varmış yazarın, doğrusu bende okuma isteği uyandırmadı. Rahatsız edici bir şey vardı bu kitapta; çocuklara empati yapmayı abartmış biri olmamın etkisi mi bilmiyorum, Diana’ya çok üzüldüm. Anası olacak Marie’ye çok kızdım. Anne-kız ilişkisi, mutlu aile yalanı vs gibi gelmedi bana hikaye, o tarz yorumları da hayretle okudum. Güzel bir genç kızın aptalca davranışları yüzünden kendi doğurduğu çocukları perişan etmesi olarak okudum ben bu hikayeyi.

Sonuçta bu bir kurgu; yazar karakterleri istediği gibi şekillendiriyor fakat bunlar sadece Marie çok güzel olduğu için mi oldu? Kurguyu tamamlayabilmek için olayları fazlaca zorlamış mı desem, Diana’nın yıllarca terapiye gidecekken suça bulaşması garip mi geldi desem ? Bir türlü oturmayan, manasız gelen bir şey var bana, henüz ne olduğunu anlayamadım. Yazarın uzak doğu kültüründen etkilendiği her yerde yazılmış -hakkında başka da pek bir şey bulamadım- , uzak doğuluların kafa yapısı çok kötü geliyor bana, kadınlara düşmanlar, acaba ondan mı böyle bir hikaye? Belki nadir kitaptan bulup diğer romanlarına da göz atmak lazım.

Okuduğum ve Japon kültüründen nefret etmemi sağlayan kitapları şuracığa bırakayım:

Bir Kedi Bir Adam İki Kadın

İtiraflarım

Kaiken’le ilgili de yazmışım
Etiketler:
· ·
Kategori:
Günlük · Kitap Yorumu · Roman

TÜM YORUMLAR

  • İlk başta ay dedim okuyayım sonra okumaktan vazgeçerek kapattım yazıyı.

    Huriye Temmuz 31, 2023 1:14 pm Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir