Okuma Maratonu

Mayıs 14, 2024
30
Views

İki tane okuma kulübüne üye olunca bir anda hayatıma yeni kitaplar girdi. İnternetten alışveriş yapınca kargo bedava olsun diye birkaç kitap daha almak gerekiyor. Bu sayede epeydir sepette bekleyen bazı kitapları da aldım ve  önüm arkam hiç okumadığım yazarlarla çevrildi.  Aslında böyle her telden okumayı sevmiyorum. Karman çorman yemek ve çiğnemeden yutmak gibi. Ne tadı oluyor ne tuzu; öyküleri hazmedemiyorum fakat bazen böyle oluyor. Kontrolsüz bir hızla kitaplar birikiyor ve bir an önce okumak zorunda hissediyorum. İlk okumada seversem zaten ikinci-üçüncü tura dönüyorum. Ne yazık ki bu kitapların -neredeyse- hiçbirini sevemedim.

 

Ayfer Tunç hayranı değilim fakat edebiyat dünyamızda kapladığı yerin ve üretkenliğinin farkındayım. Senaryo yazma dersleri veriyor, iki yılda bir kitabı çıkıyor, söyleşilerine denk geliyorum; oldukça donanımlı ve yaptığı işi bilen bir yazar. Kuru Kız’ı okuma kulübümüzün yöneticisi sevgili Şule beğendiği için aldım. Başı sonu belli bir hikaye kurgulanmış olmasını sevdim ama okumak keyif vermedi. Adı gibi ”kupkuru” bir anlatım;  okumaktan sıkıldığım türden bir kadın profilinin hikayesi. Yaşıtlarından uzun ve çok zayıf kadın kahramanımız kendi ihtiyaçlarını yok sayarak, babasına ve erkek kardeşine hizmet ederek yaşıyor. Çıkarcı, dedikoducu komşular, akrabalar, bencillik abidesi  kardeş derken kızımız kaderinin iplerini eline alıyor ve mutlu son. Okunmasa da olur bence.

 

Tribünlere oynamış bir kitap daha. Ergenlere seslenen ve söylediklerini bilimle destekleyen Karaismailoğlu da ergenlikten çıkamamış olacak ki uykusuzluğa çare olarak okulların 2 saat  geç başlamasını önermiş . Yıllardır kör karanlıkta okula giden 6-7 yaş bebeleri  bile umursamayan pek yetkili devlet büyüklerimize(!) seslerini nasıl duyuracaklarsa?

Okumayı seven, gözlüklü ve çalışkan kızların beğenebileceği bir kitap.  Benim oğlan gibiler yakınından bile geçmez. Ergen anası olarak daha fazla ”farkındalık” arıyorsanız siz de sevebilirsiniz.

Berlin duvarının yıkılmasını kendine fon yapmış bir roman. Kulübün 3. kitabıydı. Edebiyatın Cadıları yazı dizisinde adı geçen Erpenbeck’le tanışmak için doğru kitap değilmiş.  Doğu ve Batı Berlinle ilgili bir sürü şey anlatılırken 19 yaşında genç bir kadının kendinden 30 yaş büyük bir adamla yaşadığı hastalıklı- saplantılı bir ilişkiyi okuyoruz. Adam evli ama kendine her şeyi hak görüyor. Kıza yıllarca fiziksel- psikolojik şiddet uyguluyor. Bu tarz hikayeleri okumak bana zor geliyor. İçimden sürekli ” Senin derdin ne geri zekalı?” diyorum.  Hele ki Almanya gibi kişisel hak ve özgürlük kavramının tavan yaptığı bir ülkede büyüyen, ailesi tarafından saygıyla kabullenilen genç bir kadının  kendinden bu şekilde nefret etmesi beni umutsuzluğa sürüklüyor.

 

Yine sonuna kadar mağdur bir kadın hikayesi. Gül, ilkokul çağındayken besleme olarak İstanbul’da bir eve bırakılmış bir kız çocuğu. Ruh hastası Aliye’nin zulmü altında büyüyen Gül, ailenin engelli oğlu Oğuz’un bakıcısı. Daracık bir evde neredeyse hiç sokağa çıkmadan yıllarını geçirince Oğuz’la sevgili oluyorlar ve olaylar gelişiyor. Kurgu ve anlatım iyiydi, merakla okudum ama içim fena şişti.

 

Bu korkunç kapaklar kimin fikri acaba?  İç karartmakta bir numara olan Mine Söğüt’ü zaten sevmezken şu kapak fotoğraflarından dolayı elime bile almak istemiyorum. Kulübün ikinci kitabıydı ve zorunluluk duygusuyla okudum. Bir sürü acınası karakter. Toplum dışına itilmiş ötekiler. Şaşırtmadı.

Kitabı kapağına göre yargılama deriz ama eğri oturup doğru konuşalım; bazı kitapları sadece kapağını beğendiğimiz için alırız . Memento Mori, arkadaşımın tavsiyesiydi ve beğendiğim bir kitap oldu. Neden biliyor musunuz? Gerçek bir roman olduğu için; üstelik yaşlılar dünyasında geçiyor. En genç kişi 56 yaşında ve sadece ismen var. Esas kahramanlar 80 yaş üstü. Oldukça farklı bir atmosferi olan romanı severek okudum. Yazarın diğer kitaplarına da bakacağım.

Ödünç aldığım bir kitap: Kumdan Yürek. Afrika’nın ücra bir kasabasından Londra’ya gelen kahramanımızın inişli çıkışlı öyküsünü okuyoruz. Az gelişmiş ülke yazarlarının tipik öyküleri: Aşırı fedakar analar, etkisiz eleman babalar, kafası karışık çocuklar,  mutlaka çocuk tecavüzü veya ensest gibi dramatik öğeler, her türlü ahlaksızlığı göze alarak paranın ve itibarın peşine düşen kurnaz akrabalar vs vs. Batılılar bu hikayelere bayılıyor!

 

Hep merak ettiğim Sema Kaygusuz’a başlamak için iyi bir zaman değilmiş. Yere Düşen Dualar’ı da , bunu da yarım bıraktım. Detay, detay, detay; boğuldum.

Neyse ki kuzeyliler de bütün gelişmişliklerine ve zenginliklerine rağmen alkol batağından çıkamamanın da katkısıyla depresif ve mutsuz hayatlar sürüyorlar. Dümdüz bir anlatım; yattım, kalktım, içtim, sızdım, gittim, geldim.  Kuzey edebiyatını neden sevmediğimi bir kez daha hatırladım.

Bu aralar okuduğum bir sürü kitaptan bir demet sundum. Oyalanmaya devam. Ne olacaksa…

 

 

 

Kategori:
Günlük · Kitap Yorumu

TÜM YORUMLAR

  • Memento Mori’yi alayım, diğerleri için sizinle aynı fikirdeyim. İdefix mobil uygulamasında 200 tl üzeri kargo bedava, biliyorsunuzdur muhtemelen ama yazdım yine de.

    Serpil Mayıs 14, 2024 1:02 pm Yanıtla
    • Aaaa vallahi bilmiyordum İdefix uygulamasındaki o güzelliği . Teşekkür ederim. Bana büyük iyilik yaptınız.

      Aydınlık Yüz Mayıs 14, 2024 2:05 pm Yanıtla
      • Ben de sevindim bu bilgi işinize yarayınca 🙂

        Serpil Mayıs 26, 2024 11:46 pm Yanıtla
    • Alın bence de. Seveceğinizi düşünüyorum.

      Aydınlık Yüz Mayıs 14, 2024 2:10 pm Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir