Oğlanlar hızla büyürken o kadar güzel anlar oluyor ve öyle çabuk unutuluyor ki her şey; blog yazıları olmasa çok kritik olanlar hariç hiçbir şey hatırlamayacağım. (Önceki gün Emre’nin dişlerine ne zaman plak takıldığını bulmak için arşivimi taradım)

Yeni mekan Süz-Geç. Beğendik.

16.30 da dersler bitiyor. Okulun önünde çılgın bir trafik olduğu için aşağıda yol kenarında bekliyorum. Eren kucağında kırmızı Decathlon futbol topu ve dizlerinde yara-bere ile, Emre arkadaşlarıyla -genellikle Kerim- laflayarak servis yolundan inip yanıma geliyorlar. Emre, dün arabaya biner binmez ”Sana iki kötü bir iyi haberim var” dedi. İyi haber UBİT (bilgi işlem teknolojileri) hocası Emre’yi robotik takımına seçmiş. Kötü haber yıl içinde parça parça 10 bin lira gerekecekmiş. Ana-babalarınızın zengin arkadaşları varsa bize sponsor olsunlar demiş.
Diğer kötü haber diş tellerinde bir sorun varmış ve ortodonti doktoru Esen hocaya gitmemiz gerekiyormuş. 3 eylül çarşamba günü takılan telin braket dedikleri bir parçası sonraki hafta içinde tam 3 kez düştü ve klinik yollarını epeyce aşındırdık. Neyse ki o kısımda sorun yokmuş şimdilik. Ayrıca dün Bodrum Anadolu Lisesi’nde 2 liseli tekme tokat kavga etmiş. Ambulans gelmiş ve 10. sınıfta olan okuldan atılmış hatta Emre’nin kontenjan açılmasını bekleyen arkadaşı bu sayede okula kabul edilmiş. Yine eski okulundan 8. sınıf bir kızı 10’lardan bir genç darp etmiş.


Emre’nin cıvıl cıvıl konuşması eşliğinde eve girdik. 17 eylül takvim yaprağına ”Tencere” notu yazdırmıştım ona çünkü en ideal boydaki çelik tenceremi haftalar önce yaktım. Youtube’dan baktım; içinde bulaşık makinası tableti mi kaynatmadım, sirke-karbonat mı yapmadım, tellemedim mi? Hepsini yaptım hatta fairy tablet koyup kaynatırken ocakta unuttum ve 2. kez yandı. Atmak da istemiyorum. Bir tanesinin de kulbu kopmuştu aylar önce. Perşembe pazarında çelik parlatan bir abi var biliyorum. Tabii bu da bir iş. Sabahtan tencereleri yanıma aldım. 15.00 gibi gidip 15 dakikada halledip döneceğim. Koca çantayı almayayım tek cüzdan-anahtarla çıkayım dedim ve anahtarları pazar tezgahında bırakmamış mıyım? Tencereyi hemen halletti adam ama anahtarlarım yok. Şükür ki iki uğradığım yerleri biliyordum. Kabak, nektarin, dereotu, armut, semizotu almıştım alelacele. Geri gidip de anahtarları görünce nasıl sevindim.
Elimizde poşetler, kafamızda planlar eve girdik. Herkes odasına kaçıştı ben mutfağa. Bulaşık makinesi tepeleme dolu, kahve makinasında su bitmiş. Artık hangi hormonum yüksekse kendimi çok mutlu hissettim. Dopdolu bir hayatım var, neredeyse günde 2 kere bulaşık makinesi dolup boşalıyor. Kahve makinesi çalışıyor. Yemekler pişiyor, glütensiz tatlılar yapıyorum. Arkadaşlarla buluşuyoruz. Kahvaltılar yapıyoruz mis gibi.



Şeftalili crumble. İnstagram tarifi. Çok güzel oldu.



Eren’in grubu 17.30’da futbol sahasında toplanacaktı. Lisans-forma vb için 5000 lira götürmesi gerekiyordu. 18.30’da matematik dersi var. Parayı ayarladık. Koşa koşa gitti, yarım saat sürmeden geldi. Upuzun futbol çorapları vermiş hoca. Emre arkadaşından ödünç elektrikli bisiklet aldı. Onu tamire bırakmıştı. Kaskını alıp onu almaya gitti. Ben de uzanıp son zamanlardaki favorim The White Lotus izledim. Dışardan yemek söylediler çünkü eve hoca gelecek ve büyük masa olduğu için o tarafta ders yapıyorlar. Kadını soğan-salça kokuları içinde karşılamak istemiyorum.



Ağzım açık izliyorum.
İlk sezon Hawai , 2. sezon Sicilya ve 3. sezon Tayland’da geçiyor. 4. sezon da onay almış. Lüks bir otel zinciri olan White Lotus’un bir grup müşterisi ve otel çalışanları arasındaki olayları anlatan dizinin senaryosu, atmosferi, diyalogları özetle her şeyi mükemmel. Hele jenerikler.. Geçemiyorum, her bölüm başında yine yeniden hayranlıkla seyrediyorum. (HBO MAX’da yayınlanıyor. Herhalde ortamlara düşmüştür. )

Üç kadın bir günümüzü Sentido otelin Spa’sında geçirdik! Ömrü hayatımda ilk kez.

Rodos’a gidiyoruz haftaya kız kıza! Farklı bir elbise aradım; bulamadım.

Rodos için alışveriş.

Bazı güzel sabahlar

Çok pahalı bir yerde yaşamak kötü ama hava mis ve deniz hep yanı başımızda.
Bu aralar böyle. Siz deyin eylül neşesi ben diyeyim 45 sonrası farkındalık. Teşekkürler hayat; her şey için.





TÜM YORUMLAR
Benim adım Lucy Barton’uokudum ve bayıldım
Olive serisinden sonra bana biraz üstünkörü geldi. Yine de güçlü bir metin ve ara ara aklıma düşüyor ki okurken epeyce hayal kırıklığı yaşamıştım.