Hatay 2026, Ramazan Bayramı

Mart 24, 2026
44
Views

Yeni yılın ilk Hatay seyahatini sağ salim gerçekleştirip döndük. Bayramları akrabalarla geçirmeyi çok seviyorum. Çocuklara güzel anılar kalıyor ve büyük bir ailenin parçası olma duygusunu önemsiyorum. Antakya havalimanı açık ancak biz direkt uçuş olsun diye Çukurova havalimanını kullandık. 16 mart pazartesi günü, 12.00’de Adana uçağına bindik. Bir saat sonra havanın ”cıncık gibi”  olduğu Adana’daydık. Bir gün önce pegasusun sayfasındaki iniş saatine inanıp 13.30’dahi Havaş’a yetişemeyeceğimizi varsaymıştık ama rahat rahat yetiştik. 15.00 gibi Dörtyol’da görümcemin evindeydik. Bir yıldır işlettikleri butikte oturduk, 3-5 parça alışveriş yaptım. Yeme-içme-sohbet sonrası kayınvalidemlere geldik.

Ertesi sabah herkes uyurken kendimi sokaklara attım. Uzun uzun yürüdüm. İskenderun’un nasıl bir şehir olduğunu ilk kez bu yürüyüşler sayesinde görmeye başladım. Hangi şehre, hangi bölgeye gidersek gidelim aynı kaos, TOKİ işgali, inşaat terörü, berbat bina cepheleri, sıfır estetik. Bir tarafta lüks apartmanlar, janjanlı kafeler, çirkin dev AVM’ler. Üstüne deprem sonrasının perişanlığı…

Sahilde yüzlerce metre uzanan bir düzenleme var. TOKİ yapıyormuş.

Önüme çıkan güzellikler

 

Güzelim eski binalar kaderlerine terk edilmiş; çürümeye bırakılmış. Şu evler restore edilse, tabelalarla kaplanmasa ayıla bayıla gezdiğimiz Yunan adalarından ne farkları  var?

Bütün bu olumsuz düşüncelerin şöyle bir faydasını görüyorum: beni inadına yaşamaya heveslendiriyor  🙂 Evet kötü yönetiliyoruz vs ama burası benim ülkem ve bu benim TEK hayatım. O yüzden iyiye-güzele odaklanıp her günüme az-çok keyif katmayı seçiyorum dostlar.

2 saate yakın yürüdükten sonra Petek Pastanesi’ne ulaştım ve uzun bir mola verdim. İskenderun’da en sevdiğim mekandır. Kulaklığım , kitabım, 6 bölümünü indirdiğim dizim vardı -The Beast In Me- . Kahvemi keyifle içtim. Bu sefer Petek’e üç kez gittim. Ne yediysek çok beğendik ama künefeyi tek geçerim. Kral Künefe bir tık daha hesaplı ve lezzet olarak çok çok iyi fakat beni asıl çeken ortamdaki Fransız havası. Oturanların, garsonların beyefendiliği.

Ertesi gün Urfa’ya gitmeyi planlamıştık. Balıklı Göl çevresinde başlayıp Göbeklitepe’de devam eden ve Bedesten Konağı’nda sıra gecesi ile biten bir gün hayal etmiştim ama salı günü eşimin kuzeninin vefat haberi geldi. Sonraki 2-3 günü cenaze için İskenderun-Kırıkhan arasında gidip gelerek geçirdik. Çarşamba sabahı, yine herkes uyurken eşimle Antakya’ya gittik. Niyetimiz büyük müzeyi gezmek, Şuppiluliuma ile 7 yıl sonra tekrar bakışmaktı ama tadilat sürecindeymiş. Biz de Müze Otel’de oturduk. Lobideki kafede tost-çayla kahvaltı yaptık ve otel içindeki müzeyi dolaştık. Çok güzel mozaikler vardı. Müze kartla giriliyor, epeyce büyük bir gezi alanı var. Lobiden zemin mozaiklerini seyrediyorsunuz. Memleketimiz o kadar zengin ve o büyüleyici ki…Sağlığımız iyiyken ve hevesimiz varken bir program yapıp en azından belli başlı yerleri görmek lazım.

Aşırı yağmurlu arefe gününde cenaze defnedildi. Eş dostla selamlaştık, hal-hatır ettik, ağlamakla gülmenin kardeş olduğunu yeniden hatırladık. Bir ara kaçıp Cuma’da ciğer yedik. Enfesti. Bir sene önceye göre Kırıkhan bayağı toparlanmış. TOKİ çok şık evler yapmış. Caddeler genişlemiş. Herhalde 2-3 yıla iyice düzene girer.

Ciğerci Cuma Ramazan ayında olmamıza rağmen doluydu. Sadece ciğere para ödedik (2,5 porsiyon 750 lira). Masadaki her şey ikram.

Yağmurda iyice sefilleşen Kırıkhan sokakları

Sonrası bayram telaşı. Oğlanların internet hatırına ilk kez amcalarında kalması ve sabah hiç nazlanmadan tıpış tıpış bayram namazına gitmesi, toplam 14 kişi olduğumuz kocaman kahvaltı sofraları, Ardıçlı köyündeki halanın evinde ziyafet, mezarlık önünde neredeyse tüm sülale ile bayramlaşmak, her kafadan bir ses çıkması, tıka basa yemek yemek, aynı hikayelerin tekrar tekrar anlatılması, köklere dönmenin o ağır ama sıcak duygusu.

Pazar sabahı tekrar uzun bir yürüyüş yaptım ve kendime ödül olarak Lima Kafe de kahve ısmarladım.

 

İskenderun sahilde Lima kafe.

Dönüşümüz 2 saatlik Havaş yolculuğu dışında çok rahat geçti. Arka dörtlüde oturduk ve koltuklar dimdikti. Hepimizin kulaklığı ve telefonları olunca bir şekilde yolculuğu atlattık. Valizleri teslim ettikten sonra biz Simit Sarayı’na, oğlanlar Popeyes’da oturduk.

Bu bir hafta benim için çok güzeldi. Tatildeymiş gibi hissettim. Ev doğal gazlı, sıcacık ve tertemizdi. Yemekler on numaraydı. Dün akşam kendi evime döndüğümde evet, rahatladım ama huzursuz da oldum. Kışın soğuk yazın sıcak evlerden, izole bir hayat sürüyor olmaktan, dağınık-kaotik odalardan yorulmuşum. Bunu hatırladım.

Yazıyı güzel bir görselle bitireyim; bu seneki kömbeyi çok beğendim 🙂

40 yıllık fincanlar ve dantel masa örtüsü.

Kategori:
Genel · Günlük

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir