Kasımpatı diye bir çiçek var, tek başına kasım ayını sevdirir insana. Sizce de öyle değil mi?

Instagram sayesinde sonbahar güzellemelerinden, eylül-ekim şiirlerinden fenalık geldi. Arkadaş listemdeki her birey ve kurum nedense mevsimlere, aylara, özel günlere, dini-milli bayramlara değinmeden geçmiyor. 29 ekimi kutlamak bu değil. İnstagramdan kopyala- yapıştır resim koymak değil.

Bu seneki 29 ekimde gene okulun bahçesinde acayip bir kargaşa, oturacak yer sıkıntısı, güneşin altında kabak gibi bekleyen çocuklar, yaşlılar vardı mesela. Her sene en az iki kere topluca bayram kutlayan insanlarız neden bir tören alanımız yok ? Zaten karar verdim oğlanın gösterisi olmazsa gitmeyeceğim bundan sonra okul törenlerine. Yazık, günah hepimize.

Büyüklerimiz sağ olsun karga b.kunu yemeden uyanmalara başladık. Eziyette bir numara milletiz. 5-6 yaşında bebeler 7:15 de , 7:30 da servise binecek , ana okuluna gidecek. Hey yavrum hey.. Bu işin tek iyi tarafı güneşin doğuşunu izleyebilmek ve bir Mümine olamasak da sabahın ilk ışıklarına hayran olabilmek..

Babamlarla ikinci kışımızı geçiriyoruz. Sağlık sorunları devam ediyor. Ayakta ve kendi işini görüyor ya bu kadarı büyük nimetmiş.  Emre servisle gidip geliyor ancak Eren’in akşam alınması işi babamda. Hem evden çıkmış oluyor hem de yetişme telaşı olmadan işten çıkabilmek hayatımı çok kolaylaştırıyor . Hiç yapmadığım kadar sık  İmge kafeye uğruyorum, kitapları önüme yığıp gönlümce okuyor, karıştırıyorum. Pek eve gidesim yok bugünlerde. Neredeyse her gün bir iş icat ediyorum kendime. Haftasonları da dahil. İlk kez motosikletle 40 kilometre uzakta bir yere gittik eşimle. O kadar uykusuz bir gecenin sabahında olmayaydı iyiydi , yine de çok hoşuma gitti. Açık havada yol almak, rüzgar, ağaçları izlemek, motorla birlikte hafif sağa-sola yatmak..Oldukça yeni bir deneyim oldu benim için. Annane -dede gitmeden iki kez daha yapabilsek keşke.

Bu aralar mani-depresyon sınırlarında hissediyorum. Birkaç gün çok iyiyim, enerji tavan, evde bal-börek kıvamındayım ama öyle dengesiz bir hal ki bu en küçük bir şey (mutfakta gözüme çarpan bir şey oluyor bu genellikle) beni delirtebiliyor. Bıçak sırtı bir durum. Başladığım bir yazıyı bitirmekte, takip ettiğim blogların yayınlarını okumakta zorlanıyorum. Okuduğum kitaplar beni büyülemiyor artık; buna canım çok sıkılıyor. Eskileri okuyorum tekrar tekrar. Bininci kez Divan, yüzüncü kez Bizim Büyük Çaresizliğimiz, onuncu kez Kürk Mantolu Madonna…Lontano ve Kongoya Ağıt’ı daha fazla okumayayım diyorum 🙂

Evde değil ama evin çevresinde inşaat var. Girişin sol tarafına baya bir oda ekleniyor. Atölye-garaj diye başladık, biraz kassak 1+1 olabilir. Sağdaki bahçede komple yıkıldı, dümdüz oldu. Epey alan çıktı. Babamlar gidince ortak banyoya el atılacak çünkü tavanı ve duvarı su sızdırıyor. Böyle böyle adam olur mu ev bilmiyorum. Şöyle temiz bir 4+1 daire, aydınlık, ferah, tek kat hepsinden iyi sanki.
Böyle evlerin her alanı ayrı bir emek istiyor. Tonla iş var. Bir ev parasını tadilata harcamak lazım, sonucun seni mutlu edeceği de şüpheli 🙁 Hep Yuvaya Dönmek diye bir kitap var Ursula’nın, her duyduğumda içimden ”Hangi yuva?” derim. Arıyoruz yıllardır o evi biz. Aradığınız evlere de annelere de ulaşılamıyor. Lütfen bir sonraki hayatınızda tekrar deneyiniz.

Dikiş nakış grubu diye bi şey uydurduk. Dikiş öğreneceğiz diye toplaşıp altın günü yapıyoruz. Beş kişiyiz. Hepimiz farklı işlerden, farklı hayatlardan geliyoruz. İki makine var. O kadar lazım ki düzenli görüştüğün bir grup arkadaş. Hepimize iyi geliyor. İkisi ile tekrar Müslüm’e gittik cuma akşamı. Geç kaldım, gişede izdiham vardı. Kavga dövüş öne geçip aldım bileti, sonra 10 dakika reklam izledim. Efendi efendi sıramı bekleseydim keşke. Telaş yaptım kalabalığı görünce. İkinci izleyişimde aşk kısmına daha çok takıldım. Timuçin ne güzel oynamış aşık erkek rolünü. Affet deyişi , kalpli kolye alışı, kadının her atağına aynı şıklıkla cevap verişi..

-Ben kaç yaşındayım biliyor musun sen?
– Ben de öldüm, sonra dirildim, nolmuş yani?

– Oyun oynayacak yaşı çoktan geçtim ben..
– Ben o yaşa hiç gelmedim

Çok tatlıydı çok. Aşk en büyük mucize..

Aslında mucize yaşamanın kendisi. Sevda Yüklü Kervanlar dinlemek, sonra Kiki, do u love me diye mırıldanmak, çocukların her hali (Eren’in ağır çekimde anlatma merakı, Emre’nin ergen öncesi hafif yetişkin muhabbetleri) , kediler, şu inanılmaz hafif, ince kasım havası…

E-POSTA ABONELİĞİ

Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresini yazarak her yeni makaleden anında haberdar olabilirsin

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler yanlış gitti. Lütfen tekrar deneyin.

2 YORUMLAR

  1. Kalemine sağlık canım benim.

  2. Kasımpatılar ne harika görünüyor. Sahiden ilk bahar enerjisi veriyor, adı Kasımdan gelse de 🙂

Bir cevap yazın