Çocuklar büyüyorlar ve günlük hayatımın içinde kapladıkları alan azalıyor. Bu bloga başlarken temel motivasyonlarımdan biri onlar için bir hatıra defteri oluşturmaktı; büyük oranda başardım bunu. Ne mutlu bana.

1-2 yıl öncesine kadar onlarla dopdoluydum. Bizsiz zaman geçirmeye başladıkları son aylarda blogdaki yazılarda yer alışları da azaldı. Yeni bir dönem başladı farkında olmadan .

temmuz 2020
scooter diye tutturan Eren’le boğuşurken Hızır gibi yetişen Aybala’nın bagajdan çıkarıp ödünç verdiği scooter

Emre artık ergenliğe hazırlanıyor. Boy ve kilo olarak yaşıtlarının epey gerisinde. Birkaç seneye aradaki farkı kapatacağını ümit ediyorum. Yine de endişeliyim, çok ufak tefek olursa kendine güveni az olur, dertlenir gibi geliyor.

İnanılmaz bir duygu farkındalığı var. Benim yüzümü sürekli ölçüp biçiyor. Olumsuz bir ruh halindeysem kendini kötü hissediyor, huzursuz oluyor. Babası ile bir tatsızlığımız olmuştu altı ay önce, epey sarsılmıştık. Bana sordu geçen gün: Hala o konuyu kafana takıyor musun diye.

Satır aralarını okuyor. Bedensel konulara ciddi kafa yoruyor. Babası ile yatak odamızda iken arada sırada gelip bizi kontrol ediyor. Bebek tam olarak nasıl oluyor gibi sorular sormaya ilk kez geçen ay başladı. Geçenlerde bir yeni doğanla ilgilendik epey; eve gelince şöyle dedi:

” Evde yeni bir bebek istemiyorum çünkü senin acı çekmeni istemiyorum.” Annenin pansumanını açmaya çalışırken gidip arabadan spreyli dezenfektan getirdi, başımızda bekledi. Arkasını dönüp gitmedi, elinden ne gelirse yapmaya çalıştı.

Eren’e zorbalığı çok. Sıklıkla yapamazsın, edemezsin, yetersizsin diyor. Ağzın kokuyor diyor. Her söylediğini sorguluyor. En basit şeyleri bile. Bir espri mi yaptı? Bunun neresi komik diyor. Eren’in ona gülmesine acayip bozuluyor. Bizim devamlı uyarılarımıza, kardeşinin onu çok önemsediğini söylememize kulak veriyor ama iş gerçek hayata gelince elinde değil sanki. Eren’i yenmek, her yarışta kendisinin galip olduğunu görmek ve göstermek istiyor. Birkaç gün önce Eren’e benim telefonumu götürmüş oynasın diye, Eren ”Annemler bana kızsın diye getirdin” demiş ve mutlu olmamış. Buna çok bozuldu ve üzüldü. ”Eren onun için iyi bir şey yapacağıma inanmıyor” dedi bana. Ah be oğlum, neden acaba?

trendyoldan basit bir su yatağı sipariş ettim, böyle afili bir şey geldi, kahvaltıyı filan üstünde yaptılar..
15 temmuzda üst sağ ön dişi düştü Eren’in..

Eren de yeri geldikçe Emre beni sevmiyor diyor. Abin senin için …yapar dediğimizde yapmaz diyor vs..Bizi çok yoran, üzen bir konu bu.

Gitar dersi devam ediyor ama ite kaka. Surat beş karış. Haftada bir futbola başladık, sırf evden çıksınlar, ekrandan uzaklaşsınlar diye. Eren’i ikna edip sahaya indiremedik daha. Kenardan seyrediyor.

Emre’nin babasına özel bir ilgisi var bu ara. Onunla zaman geçirmekten, bıçak koleksiyonuna bakmaktan keyif alıyor. Babanın gücünü yeni yeni fark ediyor sanki ama onu yenmeyi öğrendi. Tehditlere pabuç bırakmıyor. ”Modemi, PS kollarını vs” kaldırırım dediğinde kaldır deyip geçiyor kenara.

Eren genellikle daha olumlu ve keyifli. Danslar, espriler derken herkese iyi geliyor. Geçenlerde ”İçimden geldi” dedi sonra da ”Reklam yaptım bana para versinler” diye ekledi. Zen Pırlanta reklamına gönderme yaptı yani spontan bir şekilde. Frizbi yani donmuş arı dedi mesela. Böyle lafları var. ”Acıktım baba” diye bir şey uydurmuş arada peşpeşe söyleyip evde dolanıyor.

Ay Polisi diye çizgi roman almıştım, onu aldığım gün okuyup bitirdi ve bana da anlattı ama okumak yazmakla şimdilik pek ilgili değil.

Geceleri illa ki bizim yatağa geliyor. Genellikle ben onun yatağına veya daha serin olan yer yatağına geçiyorum. Emre ise, şükür, deliksiz uyuyor.

28 temmuz günü Eren ilk kez kendine tost yapmış. Fazla sıcak diye 2-3 dakika dondurucuda bekletip öyle yemiş :))

HM’den ve Marks Spencer’dan pijamalar aldım onlara, gördükçe hoşuma gidiyor. Yazları pek pijama giyilmiyor malum, bu ara sıcaklar fena bastırdı, yarı çıplak başlayıp tek külotla günü bitiriyorlar.

Onlara yeni, kaliteli kıyafetler almak çok hoşuma gidiyor. Bir de kitaplar..Olağanüstü güzel, onlardan çok belki bana iyi gelen kitaplar..Bir tür telafi duygusu..Çocukluk gökyüzü gibi hiçbir yere gitmiyor..

Henüz eve götüremedim, bakalım sevecekler mi?

Sünnet sonrası Emre’ye oyun bilgisayarı Eren’e tablet sözümüzü yerine getiremedik. Bu aralar halletmek zorunda kalacağız herhalde..Maalesef ekran en büyük eğlenceleri ve bizim de hayatımızı acayip kolaylaştırıyor. Tabi bütün kavgalar da oyun yüzünden çıkıyor..Bütün günlük hayat da sanal dünyadan izler taşıyor.

Ecem, annesi ve babası dönüş uçuşunu yanlış günde sandıkları için uçağını kaçırdı ve yeni bilet aldık. O gün zihinsel olarak çok yoruldum, 17 yaşında kocaman bir kız olan yeğenimin sanki bu dünyada değil de tiktok, snapcat ve instadan oluşan bambaşka bir alemde yaşadığına iyice emin oldum ve çok üzüldüm. Eve gelince bunu anlattım çocklara, biraz da kızım sana söylüyorum meselesi.. Emre şöyle dedi:

”beyin nokta delele not found”

Bir nevi beyin bulunamadı demekmiş ve kendisi uydurmuş bu cümleyi..Türk tv tarihi efsaneleri diye şahane youtube videoları var, onları izleyip kahkahadan kırılırken de söylemişlerdi.

Veni vici vokke yi bizim kuşak iyi bilir. Onun ekşi sözlük sayfasını okurken de kahkaha krizlerine girdik..Bu da tarihe not olsun..

Hayatımızı tıka basa dolduran çocuklarım; Grizzy ve Lemmingler, Larva, Kaptan düşükdon’la coşan ve coşturan çocuklarım, Trotro’yu, Pepe’nin dedesini unutmayan, kendi dedesini ”Gözünü seveyim ağlama” cümlesi ile hatırlayan Emre’m, ”Senin yatağında çok rahat ediyorum” diyen Eren’im, bir gün, evde HAYAT adına ne varsa hepsini bir valize doldurup, bizleri de bomboş bırakıp hiçbir yere gitmeyin olur mu?

E-POSTA ABONELİĞİ

Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresini yazarak her yeni makaleden anında haberdar olabilirsin

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler yanlış gitti. Lütfen tekrar deneyin.

Bir cevap yazın